Gençlik

Ahir Zamandan Efendimiz’e Mektup

  Ahir zamandan, zor zamandan yazıyorum sana ya Rasulallah. Tüm imanlı gençler adına döküyorum içimi sana ey Asr-ı Saadet’in Gül’ü.

  Bugün de sabah namazına kalk(a)madım, nasılsa kalkınca kılarım rahatlığıyla, pek de uzun sürmedi pişmanlığım. Diğer vakit namazlarımın ise, içeriği bomboştu. Programlanmış bir robot gibiydim adeta, eğilip doğrulmaktan başka bir şey değildi sanki yaptığım. Yatsı namazı ise, ah, en zoru o sanırım. “Uyku mu, 13 rekat mı?” diye nefsim imanımla savaş halinde. Kimi zaman ise sadece farz namazı kılıp hızlıca kapatmışım seccademi. Oysa Sen, Miraca çıkıp döndüğünde, en güzel Rabbimizle buluşma vesilesini müjdelemiştin bizlere. Biz ise namazı Rabbimizle baş başa mucizevi anlar yerine, cahillerin deyimiyle “Allah yakar” korkusu ve zorunluluğuyla kılmışız çoğu zaman. Teslimiyetten uzak, son sürat, adeta dünya kaçacak(!) endişesiyle… Çocuğunun uykusuna kıyıp da sabah namazına kaldırmayan ebeveynlerin olduğu bir zamandan Ali’lerin Osman’ların çıkmasını bekleyemezdik değil mi?

   Allah kelamı Kuran-ı Kerim okumalarımı ise Cuma günleri ve kandil gecelerine sıkıştırdım. Kur’an ile hemhal olup, O’nu kılavuzum edinemedim, Kur’an ahlakıyla ne yazık ki yaşayamadım.

  Sonra… Ramazan’daki oruçlarım mı? Onlar da midemi tutup, dilimi ve gözümü tutamadığım ziyan zamanlar çoğunlukla. Neden boş yere açlık çekiyorsunuz diye kızıyor musun bize Habibim. Sen yine de ümmetine kızmazsın bilirim, tövbe eder ümidiyle. Sen ne güzelsin ya Rasulallah..

  Tesettürümün durumu ise belki de en içler acısı olan. Moda tacirlerine kaptırdığım, ilgi çekme yarışına çevirdiğim giyim kuşamımı sana nasıl anlatsam bilemiyorum, o kadar zavallıyım ki!

  Ben Ahir zamanda bir gencim Habibim. Sağım haram, solum fitne… Ulaşılması çok kolay tüm günahlara.

  Sen ki Efendimiz, bu zorlukları yüzyıllar öncesinden işaret edip “Ahir zamanda imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak” buyurmuştun (Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17). Hangi yitirdiğimi dile dökeyim bilemiyorum. Ahlakımdan, duruşumdan, edebimden, ihlasımdan verdiğim tavizleri mi? İçi boş amellerimi, dünya işleri için geçirdiğim boş vakitlerimi mi?

  Gözlerimize sahip çıkmak çok zor oldu bu devirde. Ekranlar haram, sokaklar haram.. kafayı her kaldırdığımızda günaha girmemek çabalarıyla yaşıyoruz her an. Zamanın, ikinci bakışı atınca göz yaşları içinde tövbelere sarılan nurlu gençleri iken, gözlerini haramdan ayırmayan zavallıları olduk.

  Biz Yusufça yaşayamadık ey Allah’ın Rasulü. Bir Züleyha görsek iffetimizi ziyan ettik. Daha küçücükken aldılar gözlerimizden haya perdesini ve biz Meryem de olamadık.

 “Kişi sabah evden imanlı çıkacak, akşam eve imansız gelecek, akşam imanlı yatacak sabah imansız kalkacak” buyurmuştun ey Habibim (Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33). Tam da bu durumdayız işte. Senin sünnetlerinle hemhal olamadık. Ahlaksızlığı, iffetsizliği özgürlükle karıştırdık. Her türlü günahlara teslim olduk da bir tek Rabbimize teslim olamadık. İçimizdeki putları kıramadık İbrahim gibi. Ebu Cehil ahlakını öldüremedik kalbimizde.

  Yine Sen Efendimiz; “Altın tasla kevser suyunun başında ümmetimi bekleyeceğim. Oraya gelenlere ikram edeceğim.” demiştin. Ahir zaman gençlerini görünce elindeki tası bırakma sebebini soranlara ise; “Ahir zamanda alnını secdeye koyan gençlerle arama altın tası koymak istemiyorum onlara elimle ikram edeceğim.” buyurmuştun. Bu müjdene yaslanıyoruz, mübarek elinden su içenlerden eylesin bizi Rabbim.

  Ya Rabb! Namazlarımızı huşuya kavuştur, tesettürümüzü moda zindanlarından kurtar, iffetimizi Yusuflaştır ve bizi nefsi yüzünden kor ateşlere düşenlerden eyleme. Ahir zamanda, Asr-ı saadeti hissedebilenlerden eyle ve Sen bizleri sonsuz rahmetinde affeyle Allah’ım. (Amin.)

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN