Gençlik

Allah’a ve Rasulu’ne Sonsuz İtaat

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam kâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed Mustafa Efendimiz ’in üzerine ve O’nun Ashabına, ehli beytine olsun.

İslam, hayatı yaşanabilir kılan tek nizam. İçtimaî, felsefi, sosyal, kültürel, her bakımdan hayatı düzene koyan tek din. O dini yaratan Âlemlerin Rabbi, semada uçan kuştan, arzda gezen karıncadan, okyanusun derinliklerinde yaşamını sürdüren çeşit çeşit varlıktan haberi olan, “Gökleri direksiz yaratan, yeryüzünde dağlar diken, onda her türlü hayvanı üretip yayan”,(1) bütün mahlûkatın tek sahibi olan Allah Azze ve Celle’dir. Allah Teâlâ’nın, en güzel ve en mükemmel şekilde yarattığı dinin Efendisi, âlemlere rahmet olarak gönderilen,(2) “Sen olmasaydın hiçbir âlemi yaratmazdım.” övgüsüne mahzar olan fahrî kâinat efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem.

Bu kadar düzgün, hiç şüphe barındırmayan tek din nasıl yaşanır? Bizi bu hayata gönderen Allah Teâlâ, bize nasıl yaşanacağını göstermek için de Kur’an-ı Kerim’i gönderdi. O’nun nasıl yaşanacağını, hayata nasıl tasdik edileceğini göstermek için de Efendimiz’i gönderdi. Sünnet-i Seniyye’yi gönderdi. Bizler de bu nizamda başarılı olabilmemiz için bu iki yola sonuna kadar ittiba ederek, güvenerek, sarılarak, onlara bağlanarak hayatımızı devam ettirmeliyiz. Kur’an-ı Kerim’i en iyi şekilde anlamalıyız. Bunun için de Peygamber Efendimiz’in sünnetini çok iyi anlamalı ve elimizden geldiği kadar, bütün imkânları zorlayarak hayatımıza tasdik etmeliyiz. O’nsuz hiçbir şey olmaz. Hiçbir nizam O olmadan olmaz. Hayatımızın her alanında O’nun yaşantısını örnek almalıyız. O’nun mevcudiyetini bütün vücudumuza, hücrelerimize kadar hissetmeliyiz.

Peygamber Efendimiz ne getirdiyse onu başımızın tacı yapmalıyız. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’inde kendisine bağlılıktan sonra Resulü’ne bağlanılmasını emretmiştir. O’nun ardından gitmemizi emretmiştir. Her ne getirdi ise onu alıp kabul etmemizi emretmiştir.

Bugün Suriye’de, Şam’da, Mısır’da yaşananlar… Müslümanlara yapılan zulümler… İslam Âlemi’nin içine düştüğü hayâsızlık çukurları, erkeklerin bayanlarla olan uygunsuz ve haram olan ilişkileri, üniversitelerde yaşananlar, fakültelerin içinde bulunduğu yüz kızartıcı durumlar, ihlâstan, samimiyetten yoksun kalpler türedi toplumda. Namaz kılıp da harama helale dikkat etmeyen, oruç tutup da kendi nefsinin kölesi nice insanlar türedi bu yerlerde. Bu yerler ki Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış topraklar.

İşte bugün Suriye, Şam, Arakan zulüm altında ise, Asr-ı Saadet yaşanamıyorsa, dualar kabul görmüyorsa, gözümüzden yaş gelmiyorsa ve taşlaşmış kalbimiz biraz olsun ürpermiyorsa, bu ümmet Ebu Bekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler yetiştiremiyorsa sorun Allah’a ve Resûlü’ne olan bağlılığımızdadır. Daha doğrusu onlara ittiba etmeyişimizdir. Bizler eğer Allah’a ve Resûlü’ne bağlanırsak ama sımsıkı bir şekilde bağlanırsak o zaman Rabbimiz’in, gece teheccüd için kalktığımızda, ellerimizi semaya kaldırdığımızda “Bize yardım et Âlemlerin Rabbi” dediğimiz zaman Allah Teâlâ’nın bize dokunduğunu hissedeceğiz. Resûlullah sanki bizimle dua ediyormuş gibi olacak. O zaman Suriye özgürlüğüne kavuşacak. O zaman Arakan gülmeye başlayacak. O zaman Ebu Bekirler yetişecek, Ömerler yetişecek. Allah bizleri zulümattan nura çıkaracak. Perdeler aranacak ve güneş Âlem-i İslam’ı tekrar aydınlatmaya başlayacak. Güller açacak bahçemizde, sol tarafımız huzur bulacak. Hücrelerimize kadar o Yüce Peygamber’i hissedeceğiz. Tek çıkış, tek kurtuluş kapısı Allah ve Rasulu’dür.

Hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Vesselam…

1: Lokman 10
2: Enbiyâ 107
Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN