İslam

“Çarşaf Giyinenler Daha Fazla Dikkat Çekiyor”

Selamun Aleyküm;

Başlığı okuyup, yazıya tıklayan okuyucularımızdan küçük bir ricam var; başlığı ilk okuduğunuzda aklınızdan geçenleri yani hissiyatınızı yorum kısmında paylaşabilir misiniz? Bu bir araştırma konusudur ve sadaka-ı cariye hükmünde olan yorumlar için, medeni cesaret gösteren kardeşlerime şimdiden teşekkür ederim.

Madem sizlere ilk çağrışımı sorduk, bize bakan yönünden de bahsedelim. Oturduğumuz bir ilim meclisinde, bir iki hadis-i şerif üzerine muhabbet etmiştik. O gün meclisimize, kendisini sürekli davet etmemize rağmen ilk kez gelen bir kardeşimiz vardı. Hadislerden alakasız bir soru yöneltti:

“Çarşaflı olan kızlar benim daha çok dikkatimi çekiyor. Herkes onlara daha fazla bakıyor. Tesettürün amacı dikkat çekmemek değil miydi? Aşırı radikal davranarak toplumu bölmüyorlar mı?”

Tabi ki İblis ilk olarak kulağımıza: “Bu kadar şey konuştuk, ümmetin bu kadar derdi varken takıla takıla buraya mı takıldın?” diye fısıldadı. Birkaç arkadaşımız bu fısıltının tesiri altında kalmış olacak ki yumuşak bir ses tonuna sarmal, kesin ifadeler kullandılar: “Ama arkadaşım bu Efendimiz(sav) hanımlarının kıyafetidir. İnsanlar istediği gibi giyinir, kimsenin karışmaya hakkı yok. En güzel kapanma şekli budur…” gibi bir sürü cümle sıralandı. Soru ilk geldiğinde gayet sakindim ama cevaplar gelmeye başladığında pozisyonumu değiştirdim ve elimi yumruk yaparak sıkmaya başladım. Diğer elimle de yumruğumu saklamaya çalışıyordum. İlahiyat öğrencilerinin ve dahası bir vaize hanımın aramızda bulunduğu ortamda sorunun cevabından başka her şey konuşulmuştu. Verilen cevapların tebliğden çok tenkit içermesi gönlümü daraltmıştı. Bu da tebliğ metotlarımızın çarpıklığının, nabza göre şerbet veren bir Rehberi(sav) ne kadar örnek aldığımızın acı bir bilançosudur.

Son söz sahibi noktasını koyduğunda, yüzümü soruyu soran kardeşime döndüm.

“Tamam sen de söyleyeceğini söyle ben çekip gideyim” der gibi baktı.

“Kesinlikle haklısınız.” Dedim. Ortamda üç dört saniye sessizlik oldu. Kendim de dahil olmak üzere meclisteki herkes bir afalladı. Anlayacağınız planlı bir cümle değildi ve gene zuhurata tabi olmuştuk. Ardından kuracağım ilk cümlede de aynı tesir ve etki uyanmaz ise yüksek ihtimalle, sözüm kesilmeye başlanacak, soruyu soran kardeşin dikkati iyice dağılacak, şeytan büyük bir zafer kazanacaktı.

“Kesinlikle haklısınız, derdim. Eğer Ahzab 59 olmasaydı. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında örtülerini üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler. Bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Bu ayet biz hanımlara hitap ediyor, neden-sonuç olarak açıklanmış. Hür ve namuslu bilinmek ve incitilmemek; bunun üzerine konuşalım mı?”. Sükût ikrardan gelir deyip devam ettik.

“Seyid Kutub’un tefsirinde Medine’de o dönem ahlaksız erkeklerin, sadece köle olmayan kadınlara sarkıntılık yapamadıklarını dile getiriliyor. Köle ve hür olanlar arasındaki farkı ise üzerlerindeki dökümlü kumaşlardan anladıkları ifade edilmiş. Bu o güne bakan yönü, başka tefsir kaynaklarında tanınmamaları ve teşhir edilmemeleri diye de açıklanmış.

Şu an kölelik yok ama biz kadınlar istemediğimiz bakışlara maruz kalırken ne kadar hürüz? Kampüste bir otobüse bindiğimiz de rahatsız olmayan var mı? İstemediğimiz nazarların ruhumuzdaki baskısı, bedenimize fiili bir müdahaleden aşağı kalır mı? O bakışları engellemek için hırkasını paravan yaparak, kıyafetini çekiştiren kadınların, fıtri olan savunma mekanizmalarına tanık olmayan var mı? Gizlemek ve örtmek fıtrattan gelmiyor mu? Diğer bir ifade ile içgüdüsel değil mi?

Başörtüsünün, omuzlara kadar sarkıtılmasının anlatıldığı Nur Suresi 31. Ayete girmiyorum bile.

Bu iki ayette bize anlatılan vücut hatlarımızın belli edilmeyecek bir şekilde örtülmesi ve dikkat çekici bir şekilde giyinmemektir. Amaç kadının cinsel bir obje olarak sergiletecek vücut kıvrımlarının gizlenmesidir. Siyah çarşafı altında daha fazla dikkat çeken bir kıza gelince, vücudunda dişiliği anımsatacak ve ayete ters düşecek nesi görülebiliyor ki?

Siyahın renk olarak dikkat çekiciliğine değinecek olursak; bir rock konserine giden simsiyah giyinmiş bir genci de aykırı tutumu ile toplumu ayrıştırıcı olarak eleştirmemiz gerekir. Oysa o tercih ettiği, konser alanı için olması gerektiği haldedir. Ve bulunduğu çevredeki hiç kimsenin nazarında aykırı değildir. Çarşaf giyinen genç kız için alan sınırlamasını evinin dışındaki her yer olarak bizzat Allahu teala yapmıştır. Mevzu siyah giyinmek ise rock tutkunu bir insanın tutumu çağdaş, diğeri gerici diye yaftalamak nasıl bir muhakeme yeteneğidir.

Renk tercihi topluma ve örfe göre değişebilir. Endonezya için siyah diğer renklerden daha farklı algılanır. Bizim bu farklıları Allah’ın koyduğu sınırların dışına çıkmadan yaşamamız gerekir. Özetle bir tişörtün bile insan üzerinde fazlalık olarak görüldüğü Miami’de bir Müslüman hanımın ne giyinmesi gerekirdi o vakit?

İnsanların tercihlerine koyduğumuz sınırlar bizim beyinlerimizdeki sınırlardır.

Birkaç saniye gene sessizlik oldu ardından soruyu soran kardeşimiz: “Kesinlikle haklısınız.” dedi…

Yanlış anlaşılmasın; bu yazı “Tesettürde tek ve en mükemmel ölçüt çarşaftır.” demek için yazılmadı. Ancak bu niyetle yapılan, nefsi zorlayan bir amele buğz etmekten Allah’a sığınalım. Niyetin hürmetine, yapılan bu cihada muhabbet besleyelim gönlümüzde…

Selam ve dua ile…

Resim: Aishah Muhammad – ilmfeed

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN