İslam

Ebediyete Yolculuk..

“Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” (1)

السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

Evet yalın, çıplak geldik şu dünyaya lakin yalınlığımızı da öyle kimselere göstermedik. Giyindik elbisemizi; ahlakımızı Allah’ın izniyle. Nasıl dünyaya gözlerimizi açtığımız o ilk gün; ebe hanımın bizi bir küçük havluya sarıp annemizin koynuna verdiği gibi ölürken de kefenimize sarılıp, ebediyetin, hakkın, sonsuz güzelliğin koynuna bırakılacağız biz iman eden, son nefesine kadar bu davaya sahip çıkmaya baş koymuş yürekler.

En güzel yanı, bu tenin, bu canın, bu nefesin sahibine; Rabbimize kavuşacağız bizler…

 

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (2)

Ne çok bağırdık şu dünyaya gelirken, ne sıkıntılar çektirdik validemize, babamıza. Sırf şu dünyada zevk-ü sefa sürmek, saltanat kurmak için miydi bu yakarışlar? Gün geçtikçe boyumuz da aklımız da gelişti. Peki ya neden yüreğimiz, vicdanımız eksik kaldı bu gelişimden?

Bilmez, duymaz, konuşmaz olduk; Hak’tan yana..

Hayır, hayır!
Artık susmalara yer yok. Şimdi haykırma zamanı ilelebet!
Ne mutlu Allah için bilene, duyana, konuşana! Ne mutlu ben Müslümanım, ben Allah’ın kuluyum ve dönüşüm yalnız O’nadır diyene..!

Hak vardı, hâlâ da var, sonsuza dek de olacak.. Batılsa yenilmeye mahkumdur. Er ya da geç. Yok olacak.
“De ki: ‘Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” (3)

Hak’tan yana sussak da, susmasak da, hayatımız boyunca biz duyalım diye, biz varalım diye; günde beş vakit Rabb’e, Rahman’a, Rahim’e olan o mukaddes çağrı, biz hayatımıza veda ederken de bizimle olacak, duymayan kulaklarımıza ibret olacak kabirde.

Fâni hayatımızın sonu, ebedi hayatımızın başlangıcının habercisi…

Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Habiballah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Nûre Arşillah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Hayra Halgillah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin!

Vel Hamdü Lillahi Rabbil Alemin!

 

“Ey nefsim bir ezanla geldin, bir selayla gideceksin.. Ölüm senin peşinde, ya sen neyin peşindesin? Ahiret yüzünü çevirmiş bize doğru geliyor.. Unutmayalım bugün amel var, hesap yok ama yarın hesap var amel yok..!” (4)

Dinimiz İslâm, bildiğimiz üzere fıtrat (yaratılış) üzeredir ki her insanın içinde Allah sevgisi, yakınlılığı vardır. Her insanın içinde doğduğu günden bu yana İslâm dini yaşar. İslâm ta doğmadan önce Hak namına Müslümanlık adına ahd almıştır cümle alemden. “Amenna ve Saddakna” sözünü vermiştir tüm mahlukat Kâlû belâdan beri..

 

“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (5)

Eskiden öğretilirdi: “Ne zamandan beri Müslüman’sın?” diye sorulduğunda,
“Kâlû Belâdan beri.” diye cevap verilir ve buna itikat edilirdi.
Anlıyorduk ki Kâlû Belâ, Müslüman olma kimliğimizin başlangıç zamanıdır.
Ve anlıyorduk ki biz, doğduğumuz günden beri değil; Kâlû Belâ’dan beri Müslümanız.

Söz konusu olay, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda insanların ilk duruşları, Allah’ın sorgusuna ilk muhatap oluşları, ilk imtihanları ve Rabb-i Rahîm’e verdikleri ilk ve tek sözleri ile ilgilidir. O gün orada ihtilaf yoktur, inkâr yoktur, şüphe yoktur, tereddüt yoktur. Orada eksiksiz bir teslimiyet vardır, gerçek bir kulluğun farkında oluş vardır, Allah’ın sözünü tasdik vardır.

Şöyle ki: Ebed tarafında, zerreler âleminde iken Rabb-i Rahim’imiz:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sordu.
Bütün ruhlar ittifakla, huzur içinde ve kesin bir tasdik ve iman ile:
“Elbette yâ Rab! Sen Bizim Rabbimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler.

Kur’an bu sözleşmeyi haber verdikten sonra, bunun hikmetini şöyle izah ediyor: “Onlara böylece şahitlik ettirdik ki, kıyamet gününde, ‘Biz Rabbimiz olan Allah’ın varlık ve birliğinden ve O’nun hükümlerinden habersizdik’ demeyin. Yahut ‘Atalarımız bizden önce Allah’a ortak koşmuşlardı. Biz de onların arkalarından gelen nesilleriz. Atalarımızın batıl işleri yüzünden bizi helâk eder misin?’ de demeyin.” Bu durumda bütün insanlar orada ilk imtihanı geçmişlerdir. Çünkü o gün orada fıtrat konuşuyordu. Fıtrat yalan söylemiyor.

Öyleyse, îmânî bir inkişaf ve yükseliş kaydettiğimizde, yani ruhumuz kendisi için hedeflenen kemal ve olgunluk seviyesine ulaştığında bu ahdi hatırlamamız zor olmayacaktır.
Dünya itibariyle unuttuğumuz bu vaat ve ahdimizi, ahirette hatırlamamız mümkün ve vaki olacak; bu hatırlama iman ve ibadeti, hayatımıza hayat yapmadığımız takdirde kendimizle ne kadar çeliştiğimizi apaçık ortaya koyacaktır.

Dünyada ruhumuzun ve vicdanımızın iyilikten, hayır ve hasenattan, güzel ahlâktan, olgunluktan hoşlanması ve huzur bulması; inkârdan, günahlardan, haramlardan, kusurlardan ve kabahatlerden ise sıkılması ve huzursuz olması, ezeldeki elest bezmine, yani Rabb-i Rahîm’e verilen bu ahde olan sadakatin içimizdeki bir göstergesi ve şahididir. Bu yüksek olayın vicdanî hatırdan uzak tutulmaması hâlidir. Çünkü bu yüksek olay bizim öz varlığımızın ve fıtratımızın hamuru mahiyetindedir. (6)

Müezzin efendi günde beş defa “Haydi namaza, haydi kurtuluşa” diye haykırıyor mübarek sesiyle.
Dünyaya teşriflerimizin yaşamımızın o ilk ve mukaddes olan hatırlayamayacağımız günlerinde, kulağımıza ilk fısıldayan Allah-u Teâlâ’nın ebediyete olan çağrısı; Ezan-ı Muhammedî bizlere unuttuğumuzu hatırlatmaya çalışıyor şüphesiz.

Biz dünyaya gelirken o bizi karşılıyor çünkü, veda ederken yine o uğurluyor..

 Ezân ve kamet, çocuğa yapılan ilk iman telkinidir. Ezânın mana ve muhtevasında tekbir, tevhid, nübüvvet ve namaz gibi dinin esasları bulunmaktadır. Yeni doğan yavrularımıza adlarıyla beraber o yüzden okunur ezân ve kamet.

“Unutma yavrum Rabbini, unutma kim olduğunu, unutma..”

Okunur ki ezân;
Kalplerimiz hak din olan İslâma ısınsın diye,
Yükselir ki minarelerden ezan sesi;
Yüreklerimiz İslâm ile çarpsın diye..

Benim adımı ezanla, kametle kulağıma dayım okumuş.. Allah’ın kerameti ki ailemde Annemden, babamdan, kardeşimden sonra en yakın hissettiğim insan odur.
Ne güzel okumuşsun kulağıma o mukaddes ezânı biricik dayım, kulağıma okuduğun o ezan ömrüne şefaatçi olması duasıyla. İslâm’ın o güzel temsilcisi; Ezan-ı Muhammedî’yi yüreğime okuyan yüreğine sağlık…

“Ayinedir bu âlem, her şey Hak ile kaim / Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim.” (7)

Öyleyse ben, böyle bir güzellikle gelmişsem şu misafirhaneye o güzellikle gitmez miyim? Hamdolsun. Öldüğüm gün; düğün gecem olsun. Ben canımı verince sessizlik, yas sarmasın ebedi yanımı. Yaradanıma varacak iken hayırla anılsın adım, arkamdan Kur’ân okuyanım olsun, kabrim şenlensin.

Ey Ademoğlu! Şu ölümlü alemde yalnız mıydın ki ebedi alemde yalnız kalasın denip, ruhuma üflensin her bir ayet…

 

“Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.” (8)

Yüce Rabbimize şükürler olsun ki bizleri İslâm ile şereflendirdi. Rabbim bu güzel yolu, bilmeyen kardeşlerimize, gafil olan kardeşlerimize de en kısa zamanda nasip etsin. Şu kainattaki her bir zerreyle alakadarız biz; Yaradanımız bir çünkü.. Nasıl da onların akibeti için dua etmeyiz? Bu ebedi yolculukta konakladığımız dünyada ne kadar peşimize birini takar hakka yürürsek beraber, o kadar bereketli olacak haşrimiz. Rabbim bizleri Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem’in sancağı altında haşreyleye İnşâAllah..

İslâm’ı, en güzel yaşayan ve yaşatan müminler olmamız duasıyla.
Kabul ola dualarımız. Kabul ola hep bir ağızdan “Amin” deyişimiz…

Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
“Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayrı istemem İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim” (9)

Yazık etme sakın akibetini zevk-u sefa ile,
Uymayasın nefsine! Yaşayasın Kur’ân ile, peygamberin ile,
Zikredesin Rabbini boğazın hançerde olsa bile,
Göreceksin doğacak hak ruhunun her bir zerresine…

Velhamdülillahi Rabbil Alemin

1) Taha Sûresi, 20/25-28
2) Enbiya Sûresi, 21/35
3) İsra Sûresi, 17/81
4) Ali Radiyallahu Anh, bk. Nehcü’l Belağa
5) Rum Suresi, 30/30
6) Süleyman Kösmene, Sorularla İslamiyet (Sözler, s. 105, 641, 133 / A’râf Sûresi, 7/172-173)
7) Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri – Risale-i Nur Külliyatı Sözler, Yirmi Üçüncü Söz
8) Tevbe Suresi, 9/112
9) Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri – Risale-i Nur Külliyatı Sözler, Yirmi Altıncı Söz

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN