Gençlik

En Muhkem Liman

Hepimiz birbirimizin hayatında geçerken uğradığı liman gibiyiz. Yolculuk daimi ama yol arkadaşları hep değişiyor. Bazen o limana öyle bağlanıyoruz ki ayrılmak istemiyoruz. Kah dönüp defalarca ziyaret ediyor kah aklımızdan silmek istiyoruz. Öyle ki limanların ruhumuzda bıraktığı iz doğrultusunda hayatımızdan tavizler veriyor, devriliyoruz.

Yolculukta değişen limanlara rağmen sabit durmayı bilmek zorundayız. Hayat akıp giderken hiçbir üzüntünün hiçbir özlemin hatta hiçbir mutluluğun irademizi devre dışı bırakmasına izin vermeden, asıl rolümüz neyse onu oynamak zorundayız.

Okyanus kıyısı gibi olan, gelgitler içinde insan, her şeyi elinin tersiyle itip o yüreğindeki bağlanma duygusunu, sevgi hissini, dostluk isteğini akıtmak istiyor ya hani.. O geçici limanların hiçbiri gerçek lezzeti vermeyecek.

İçimize bakalım hangi liman tam doyurdu bizi? Hepsi birer birer hayatımızda son repliğini söyleyip terk etmedi mi sahneyi? Ölen aile ferdimiz de buna dahil, zamanla başka başka yerlerde hayat tasası güdüp ayrı düştüğümüz dostumuz da, sevdiğimiz de…

Hiçbiri faniliğin verdiği o eksiklik duygusunu alıp götüremedi bizden.. Peki nerede aramalı? Kalbimiz böylece tutuşmak isterken, kor diye tuttuğumuz kuru dalları bırakıp o ateşi nerede bulmalı? Ölümün bıraktığı dolmayan o boşluğu, öleni özledikçe içinde dolup taşan o çaresizlik hissini, dostlardan ayrı düşmenin verdiği o ince sızıyı nasıl dindirmeli?

İradesiz olmayacağı gibi ümitsiz de olmaz tabi…
Yalnızlığı içinde bir diken sertliğiyle yaşarken, hayatın her şeye rağmen devam ettiği hissini veren, ne olursa olsun irademizi bir tohum gibi yeniden filizlendirip kalbimize baldan ümitler damlatan ve buradayım diyen Yaradan‘da bulmalı gerçeği…

O’nun dostluğunu, sevgisini bir kere bulduk mu daha özlemler ezip geçebilir mi bizi? Yalnızlık korku salar mı kalbe? Gurbet diye bir yer kalır mı koca dünyada?

Hepimizin yüreğindeki o eksiklik duygusunu “Hak” ile “Hakikat” ile tamamlayabilmesi duasıyla…

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN