İslam

Hasbihalım Hayrola

“Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan!”

Bu mısralar Sultan III.Murat Han Hazretleri tarafından yazılmış. Eserin güftesi ve bestesi insanın içini titretiyor. Çünkü bu eserin yazılış nedeni çok farklı. Sultan bu sözleri bir sabah yatağında iki büklüm halde pişmanlık içinde yazmış. Peki neden? İşte hikayesi:

Nedeni Allah korkusudur. Bunu hissettiren ise o sabah kaçırdığı namazıdır. Ne gariptir ki bir sabah namazı için bu beste yapılmış. Bu sayede tevbe edilmiştir. Biz her gün kaçırdığımız namazlarımıza bırakın beste yaparak pişmanlığımızı dile getirmeyi, pişmanlığa bile kapılmıyoruzdur. Var mı böyle içten bir tevbe edenimiz?

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

O büyük zât, namazın ehemmiyetinin farkına varmış ve Allah’u Â’lem tövbe istiğfarı da kabul olmuş ki, meşhur bir hâle gelip bizlere ibret olmuş.

Şimdi nefsimi karşıma alıp derim ki :

Ey nefsim !

Kaç kere pişman olup da gözyaşı akıttın sabah namazına kalkamadın diye? Kaç kere üzülüp pişman oldun bir vakit kılman gereken o mukaddes namazı kaçırdın diye? Kaç kere terk ettin sımsıcak odaları da, buz gibi soğuk sularla abdest aldın? Kaç kere arkadaşların arasındaki o lezzetli muhabbete ara verip namaz molası verdin ? Namazını vaktinde kılıp, ruhun kana kana içti mi o rahmet suyundan? Bütün zerrelerin gıdasını aldı mı ibadetlerden ?

Ey Gönül !

Senin ruhun hiç acıkmaz mı, acıkır da zorla aç mı bırakılır? Ruhunu aşktan mahrum mu ediyorsun Ey Gönül ! Yoksa, ruhuna hiç iftarı olmayan oruçlar mı tutturursun? Orucu, güzellik için tutarız, yanıp tutuşmak için tutarız. Yakıp, yıkmak için harap etmek için değil!

İşe güce dalıp namaz vaktimi geçiriyor muyum yoksa? Şu an abdest almak çok zahmetli olacağı için kazaya mı bırakıyorum ya da kılsam hemen şu namazı aradan çıkarayım da tekrar dünya hayatına geri döneyim mi diyorum? Her ezan okunduğunda namaz kılmak yahut kılmamak arasında gidip geliyor insan. Bu mücadele olmasa herhalde imtihan olmaz. Bu imtihan da olmasa insan kemâle eremez, kâmil olamaz.

Namazın ehemmiyetini kâmil olanlar daha iyi anlıyor. Ben onlara “Namaz İnsanı” demeyi uygun buluyorum. Çünkü hayatlarının her ânını Rabbine karşı olan borcunu ödeme, Rabbinin verdiği nimetlere teşekkür etme azmi, gayreti, şevki içinde geçiriyorlar. Ona göre de yaşıyor. Namaz insanı için namaz, kâinatta hiçbir şeye değişilmeyecek, fedâ edilemeyecek, olmazsa olmazı konumunda oluyor. Ezan okunduğu anda ki en önemli vazifesi, vakti edâ etmek olan bu namaz insanlarının hassasiyetlerini kavramakta bazen idrakim yetersiz kalıyor. Bazıları uyku için namazı terk ederken, “Namaz İnsanı” olan o kâmil zatlar ise namaz için uykuyu terk ediyor.

Asrımızdaki en büyük namaz insanlarından biri de Üstad Bediüzzaman Hazretleri.

Üstad Bediüzzaman’ın hayatında namazla ilgili bir çok hatıra bulmak ve bunlardan ibret almak mümkün. Namazın vakti girdiği anda kayığın içinde olduğu halde hemen namazı kılması, elleri kelepçeli iken namazın vakti girince yanında bulunan askerlerden müsaade istediği halde izin vermemeleri ve kelepçelerin kendiliğinden çözülmesi üzerine Üstadın :“Bu, olsa olsa namazın kerâmetidir” buyurması, mecliste en evvel namaz ile ilgili beyânâtta bulunması ve “Kâinatta en büyük hakikat imandır, imandan sonra namazdır, namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur” hakikatini kör gözlere de göstermesi ve daha niceleri…

Sözler’in tam

bir ihlâs ve samimiyet ile yazıldığı ve oradaki hakikatlerin en zirvesini Bediüzzaman’ın yaşadığı aşikâr. İnsan, okudukça vazifesinin ne kadar önemli olduğunu, namaz kılmamanın ne kadar büyük bir gaflet olduğunu tekrar tekrar anlıyor. Şimdi ise daha iyi anlıyorum, Risâle-i Nurların şu zamanın yaralarına Kur’ân-ı Hakîm’in eczahanesinden gelen ilâçlar olduğunu. Yoksa, yaralarımıza derman bulmak ne mümkün?

Ey nefsim !

Aç şu gözlerini de gafletten uyan, zira namaz şu kâinatta sana bu kadar masraflar yapan, her an sana sayısız nimetler veren Zât’a karşı en küllî teşekkürdür.

Ey nefsim !

Kendine gel, şu gaflet bataklığında boğulma. Üzerine saçılan rahmet suyundan istifadesiz kalma. Yoksa hem dünyada, hem de ahirette, hasârette kalanlardan olacaksın.

Allah cümlemizi muhafaza etsin.

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN