İslam

İltifat-ı Rabbanî; Mirac

Gecenin karasında Kâbe’nin karasına sığınan kara gözlü bir adam.

Gönlü hüzünlü bir insan…

Nasıl hüzünlü olmasın ki o gönül?

Uhud gazvesinden sonra en şiddetli günü;

Taif’in kin taşlarına siperken yüzü,

Zeyd’in kalkan olduğu Abdullah’ın yetimi Âmine’nin öksüzü…

Taif dönüşü Mekke’ye girerken daha bir oturmuştu içine Ebu Talib’in yokluğu, Hatice’sinden yoksun oluşu. Dedi ki : “Kim himaye edecek beni, kim?”

Hira dönüşü üzerini örten, başını omzuna koyunca sıkıntısını çeken vefakâr eşi yok, her daim yanında duran amcası yok, Allah’ı anlatmak için çıktığı yoldan dönerken, inanan bir insan yok.  Dediği gibi dünyada bir garip ve bir yolcuydu o. Gariplerin gönülleri hüzünlü olur ya, hüzün Peygamberiydi o.

Ve hüznünü her daim secdede yaşayan, Allah’a anlatan Nebi,

Bir gece yürüyüşünde Kâbe’nin avlusunda buldu kendini.

Kıvrılıp uykuya dalmışken Cibril’in sesi…

Gece yürüyüşü bitmemişti “İSRA” yeni başlıyordu. Berk gibi, şimşekten hızlı Burak, bekliyordu. Geceyi şimşekten daha fazla aydınlatan Nûr Cemalli’yi.

سُبْحَانَ الَّذِى اَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ اْلاَقْصَى الَّذِى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اَيَاتِنَا اِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

“Kulunu (Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’ı) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (el-İsrâ, 1)

İsra bitmişti dünyada; şimdi sıra semada “MİRAC”ta. Cibril önde ve hiç görülmemiş, bir yükseliş. Dünyada yüzüne çarpılan tüm kapılara inat, açılan cennet kapıları. Tüm çirkin sözlere inat, güzelliklerin en âlâsı.

Bir yere gelince Cibril durur: “Bundan sonrasında bir adım atarsam yanarım Ya Rasulallah!” Bundan gerisinde yanılırsa nasıl gidilirdi o yolda? Ama orası SİDRETÜL MÜNTEHÂ, dünyada Allah aşkı ile kor olan beden, yanmaz bir daha…

Sevgilinin huzurunda iken Habibullah; Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakâtühüh . (Ey Peygamber! Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.) Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. (Selâm bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun.)

Doğduktan sonra da ilk “ümmetî” yaşarken de “ümmetî” Miraç’ta da “ümmeti” “Gitme kal burada!” denilince de “ümmetî” . Çünkü O Rahmet Peygamberi…

Âmenna ve sâdâkna Ya Râsulallah

Âmenna ve Sâdâkna Ya Habîballah; Vicdanların sakat, sadakatin öksüz kaldığı şu zamanda, seni gören ve duyan bir Ebubekir Sıddık olamasak da. Seni görmeyen kardeşlerin olarak biz de diyoruz:” Muhammed’ül Emin dedi ise doğrudur!”

Mirâcına vesile olan dünyadaki secdelerin gibi, bize de Mirâcı yaşatacak müjde; 5 vakit namaz hâktır ve doğrudur.

Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve cennet’e girecekleri müjdesi hâktır ve doğrudur.

İyi amele niyetlenen kişiye –onu yapamasa bile– bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye –onu yapmadığı müddetçe– hiçbir günahın yazılmayacağı ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesi hâktır ve doğrudur.

Gelen Bakara(Âmenerrasülü) ve İsrâ sûreleri haktır. Âmenna ve sâdâkna Yâ Rasulallah!

*Buna göre;

İman ile insan… Alay-ı illiyin dediğimiz maneviyatın ve yaradılışın en yüksek derecesine çıkıyor.
İman ile insan… Eşref-î Mahlûkat dediğimiz tüm yaratılanların en şereflisi rütbesine çıkıyor.
İman ile insan… Sahib-î Kâinat dediğimiz Rabbulalem’inin direkt muhatabı olma makamına çıkıyor.
İman ile insan… Yeryüzünün halifesi ve mahlûkatın Allah katında temsilcisi olma derecesine çıkıyor.
İman ile insan… Şu dünyada Cenab-ı Hakk’ın aziz ve muhterem bir misafiri konumuna çıkmış oluyor.

Ve miraç bu dünyada yaşananlarla, yaşananların günahlara kefâret sayılıp, ağırlıklardan kurtulması ile gerçekleşiyor. Yolun sonundaki sonsuzlukta Cemâlullah’a muhatap olmak duasıyla…

*Sorularla İslamiyet(Risale-i Nûr 31. Sözün açıklaması)

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN