Gençlik

“İnsan”…

İnişleri çıkışları var hayatın. İnsan bir ömre neler sığdırabiliyor böyle! Kalbine ağır gelen ne yükler omuzlanıyor güçsüzlüğüne inat. Kimse bilmiyor yanında yürüdüğü yoldaşım dediği, dostum dediği, kardeşim dediği insanın küçük yüreğine neler biriktirdiğini, neyle mücadele ettiğini… Sadece yan yanalar o kadar. İnsan… İşte… Hepi topu bu kadar masum. İnsan… İşte… Hepi topu bu kadar vefalı. Aynıyız. Koca bir ömür geçiyor ve bizler, evet bizler birbirimizi anlamadan veda ediyoruz sevdiklerimize. Lakin izi kalıyor her uğurladığımızın. Gerek yürekte, gerekse zihinde. Unutmak kolay değil. Sadece içimizdeki sesi susturmada ustalaştık o kadar. Ve bir de yaşadıklarımızın üstünü örtmek için sırası geldiğinde ağlayarak da olsa bir kürek toprak da biz atıveriyoruz. Evet ömür dediğin böyle. Yazı ayrı kışı ayrı. Acılar sevinçler iç içe… İnsana bir kendi kalıyor. İnsan bir tek kendini uğurlayamıyor. Düşe kalka devam ediyor yoluna, vakit gelene dek. Çocukken düştüğü yerden annesi kaldırıyordu; şimdi kendi kalkıyor. Belki bir dostu var düştüğü yerden onu kaldıracak. Ama işte ona da veda ediyoruz. Ve maalesef her zaman veda eden de olamıyoruz. Bazen düştüğünde kendin kalkıp, geride kalıp yüreğine biriktirdiğin acıları omuzlamak da bu acıyla yaşlanmak da sana kalıyor miras olarak. Ve bir de Rabb’i kalıyor insana. Hatalarıyla kulunu seven Vedûd’u kalıyor bir tek. Ve insanın kulağında bir ses: -Rabb kelamı- ‘Rahmetim, gazabımı aşmıştır.’[1]

[1]:Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 1, “Tevhîd”, 55; Müslim, “Tevbe”, 14-16

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN