Gençlik

İstikametsiz Taşkınlıklar

Kul olması gerektiğini kabullenmiş insanın bam teline dokunalım. Teli biraz gerip kendi vicdanlarımızdaki yankısını dinleyelim. Terakki etmemiz istenen sonsuz bir yol var önümüzde. Kısıtlı zamanda kazılması gereken bir makam; ama bu gaye-i hayalimize hep bir engel, hep bir balta…

Her verdiğimiz sözün yitişinde mağlubiyetimizin ağır bedelini ödüyoruz, birey ve ümmet olarak. Zaten nisyandan gelen insandan, taşkınlık olsun tufan olsun, bora, fırtına bekleniyor da asıl bizi bitiren, bir delikten defalarca sokulmak. Bu yüzden hatalarımız, günahlarımız istikametsiz.

“İstikamet üzere olunuz!” emrine muhalif her davranışımızda taşkınlık yapmış, sınırı aşmış oluyoruz. Bir elin üzerinde olduğunu unutan vicdanların, toplumda saatli bomba olduğunu, etik anlayışının entelektüellik etiketinden başka bir şey olmadığını kabul edelim.

Yalnızca ahlak tampon olabilir, insanlığımızın infilakına…

İlimde istikametsiz oluşumuz; Hak ile hükmetmemek.
Günaha istikametsiz oluşumuz; pişmanlık duymayışımız.
İyiliğe istikametsiz oluşumuz; zulmün sinmeyişi olarak karşımıza çıkıyor.

İslâm’ın terbiye ettiği bir ahlak için; ilme ihtiyacımız var; bir Müslüman, allame olmasa bile kendi yaşam alanı için gerekli ilmi bilmek zorunda. Bilmeyen esir oluyor ve esaret, Hak olanı tercihte cesareti kırıyor. Kalbini kıble edebilmesi için aklını demir kazığa bağlamak zorunda ilkin. Yoksa din, şirin gözükmek adına: “Nişanlılık döneminde anne-baba eli öpülebilir. Aksi tiksindirici bir durumdur.” diyen hocaların eline bırakılamaz. Neticede Yunus misali sözü de, işi de doğru yapmak gerekiyor ya da sigaya çekecek bir dervişi beklemek…

Bir annenin evladına, bir hocanın talebesine, bir dindaşın kardeşine tabela olmadığı bir toplumda tüm taşkınlar, bizim değerlerimizi silip süpürecek bir sel felaketine sebep olmakta.

Verimli topraklar elimizden kayıp giderken “dinimize dikilen fidanlar” nerede yetişecek?

Unutmayalım ki ferdî davranışlarımız ümmeti de bağlıyor. Ümmet olarak bir vücut olduğumuza inancınız varsa tabii… Bunu bana öğreten güzel insandan bahsedeyim.

Namaz kılarken sünnet-farz arası ya da farz-sünnet arası epeyi bir duraksarım. Annem, abartısız üzerime bir 8 rekat namaz kılmış olur sıradaki namazın tekbirinden önce sesli bir salavat getirir. Bu bana bir ihtarnamedir: “Namazı kocattın kalk artık!”
Farklı bir mezhepten olan kardeşimin bulduğu çözüm daha bir Ebubekir’ce… Bekler beni, ben kıyam edene kadar bekler. Farz namazın tekbiri aynı anda olsun diye bekler ve iç dünyamın bekleyişlerini kısa tutmaya mecbur kalırım onun yanında. Bir ruhun zamanına kıymayayım diye…
Tevhid bunun gerekliliği değil mi?
İstikamete sokmak kendini, evlatlarını, din kardeşlerini. Şeytanın desiselerini görmek ve göstermek. Allah bize istikamet versin. Ayaklarımızı dini üzere sabit kılsın.

Saygı bizden efendim, dualar önce bizden…

Resim: Joker1980

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN