İslam

İYİLİK’te KAP’ışma!

“Gecelerimiz çok karardı, zira çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur…”

Bu sözü düşünüyorum uzun zamandır. Kendi gençliğim, milletimin ve ümmetimin gençliği. Çok kararan mühürlü gecelerde, gönüllerimizin feryadı çakal ulumalarına karışmışken, dolunayı görme ümidi ile gökyüzüne bakıyoruz. Işık kaynağımızın üzerine çöken kara bulutlardan sebep bilmeden kardeşlerimizin ayaklarına basıyoruz. Bu ise iblisin ayak oyunundan başka birşey değil.

Son yıllarda, gecelerimizdeki karanlığın zifirileşmesi dirilişimizin yaklaştığını düşündürürken, ümmet adına yapılan faaliyetler bize ümit ışığı olmakta. Özellikle sosyal medyada İslam Şuuru’nu geliştirmek için yapılan çalışmalar, gençlerimizin tutunmasında ve örgütlenmesinde önemli yer tutuyor. Ancak kötüye giden bir ahval var ki; çoğumuz da bunun farkında değil. İslam birlik ve dirlik derken sosyal medya üzerinden kendi güruhunun özelliklerini övmek, ‘bilmiyorum bizden başka çıkar yol’ demek, başka yapıları hor ve hakir görmek dile değilse de, hâle yansıyan acı gerçek.

İslam bir vücud ve tüm cemaatler, tarikatlar, vakıflar bu vücudun birer uzvu. Birinin öbürüne üstünlüğüne Allah’tan başka kimse karar veremeyeceği gibi kimsenin de öbürünü “tekfir” etmeye hakkı yoktur. Hatta “Tek yol Kuran ve sünnet” gibi hak olan bir ifadeyle bile ümmet ayrıştırılabiliyor. Sanki diğer uzuvların önceliği Kuran ve sünnet değil!

Sosyal medya üzerinden yapılan reddiyeler, TV kanallarındaki hocaların münazaraları elbette yanlışları ortaya çıkarmak adına faydalı ve Kuran’da 74 ayette “Düşünmeyecek misiniz?” sorusunun gereğidir. Ama yeter! Biraz da ahvalimizi düşünelim. Ruh pınarlarından olan tasavvufu kurutmaya çalışmak, silsileler halinde devam eden grupları itikadsizlikle suçlamak, eksikliklerin düzeltilmesi yerine topyekün karşı çıkmak ne kadar düşündürücü(!)?

Doğruluğumuzun kesret ile orantılanması, videolarımızın beğeni ve paylaşım sayısının ihlasımızın teminatı olması, tek bir ümmeti dahi olmayan peygamberlere saygısızlık değil midir? Bu videolarının tıklanma oranının arttırılması için gençlerimizin İslama ters düşen popülizm akımına kapılması da düşündürücü değil mi? Peki ihlasın gereği neydi?

  1. Amelimizde rıza-yi ilahi olmalı. Sevdiğimiz nazarlardan takdir beklememeli, övgüler iştiyakımızı arttırmayacağı gibi yergiler de şevkimizi kırmamalıdır. Allah biliyor yetmez mi?
  2. Sahabe efendilerimiz gibi iyilikte yarışılmalı ancak; nasıl bir el diğer el ile rekabet etmez, bir göz diğerini kıskanmaz, bir makinanın dişlilerinden biri kırılsa o makina çalışmaz. Biz de aynı öyle kardeşlerimizi kırmadan birbirimize yardımcı olarak, kusurlarımızı gidererek Hizmet-i Kurani’yenin devamını sağlamalıyız.
  3. Bütün kuvvetimizi ihlasta ve Hak’ta bilmeliyiz. Zalimler dahi yaptıkları işte ihlaslı ve samimi olduklarından kuvvet kazanıyorlar. Bu güzel meseleyi ben söyleyeyim sevap kazanayım düşüncesinde zarar ve günah yoksa da kardeşlerimizle aramızda ki uhuvvet ve ihlas sırrına zarar gelebilir.
  4. Kardeşlerimizin meziyet ve faziletlerini şahsımızda tasavvur edip, onlarla iftihar etmeliyiz. “Tefanii olmak”; yani kardeşlerin birbiri içinde fanii olması; yani onun meziyet ve hissiyatıyla fikren yaşaması.

İhlası kazanmanın ve korumanın en tesirli yolu Rabıta-yı Mevt’tir. Ölümü düşünüp, dünyanın fani olduğunu mülahaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır.

Şüphe yok ki sen de öleceksin ve onlar da ölecekler.(Zümer 30)

Ağızların tadını kaçıran, lezzetleri acılaştıran ölümü çok anın.(Tirmizi)

Kör ile gören bir olmaz, iman edip Salih ameller işleyen kimseler ile kötülük yapan da bir değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz! (Mümin 58)

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN