Gençlik

KAR ÇİÇEĞİ

Sen, aradığın cesaretin tam da içindesin.
                Kelimelerime şöyle başlamak isterim; Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Bu cümlede rahmeti ve bereketi diyoruz ya, ben de sizlere ondan bahsedeceğim. Aslın ve asrın cesaretlenmesi için kağıda, kalemle döküyorum.
                Hikayem bundan 3-4 sene önce başladı. Her Müslüman kadının olması gerektiği tesettürü, ya kitaplardan okuyarak ya da çevremden görerek öğrendiğim zamanlardı. “Bir şey vardı, benim bilmediğim.” şu an sanki içinizi okuduğumu düşünüyor olabilirsiniz. Evet yanılmadınız, yalnız değilsiniz. Benden daha çok bekleyen biri vardı. Korktuğumuzda dahi ismini dillendirdiğimiz, benim bu yoldaki en büyük yardımcım “Allah”.
                Tesettüre girmek insanın sadece dış görünüşünü örtmesi değildi. Zihnin ve fikrin hemhal olup, aynı noktada karar kılmasıydı. O kadar özenirdim ki tesettürlü ablalara, “Ben de ileride böyle olacağım.” derdim, derdim ama bir şeyler hep eksikti ve öyle kalmaya devam ediyordu.
                Kendime sordum, “Gerçekte bu hayatta ne için yaşıyorsun?”. Ya aklıma taktığım insanlar ya da kafa yorduğum dersler gelirdi. Diyemezdim, “Rabbim için yaşıyorum”. Siz de üzüldünüz değil mi bu cümleye? Utanırdım O’na eksik gitmekten, çekinirdim O’na layık olamamaktan. Halbuki, O bizi her halimizle kabul etti ve bizden isteği şu, ki bunu da bizim için istiyor:
                “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkıca örtsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.” Bakınız, son cümlesinde ne diyor, bizim için düşünüyor, “Ey kardeşim! Seni bu kadar seven, koruyan ve gözeten Rabbine bir adım atmaktan mı sakınırsın? O seni kötülüklerden sakınmak isterken.”
                Peki ben mi ne yaptım, dedim madem imanım zayıf, imkan var öğreneyim. Okudum, dinledim, yaşadım ve asıl olan bunlardan kendime bir pay çıkardım. Aileme sorduğumda nasıl tepki alacağımı bilmeden çıktım bu yola. Benim yolum başlayalı çok olmuş meğerse. Anneme danıştım, kızlar sorunlarını isteklerini ilk annelerine danışır ya hani. Lakin beni hoş karşılamadı. “ daha gençsin, güzelliğini mahvetme, sonradan açılırsan daha günah” gibi cümleler dinledim. Ağladım belki sabahlara kadar ama bir sorun Rabbim beni bıraktı mı, asla, hamd olsun.
                Dışarıda gezerken insanların bakışlarından zamanla rahatsız olmaya başlamıştım. Peki ben annem hoşlanmıyor diye pes ettim mi? Hayır, zaman geçtikçe daha da büyüyor, dikkat çekmek istemiyordum.
                Düşünün, sizi bir sandalyeye oturtmuşlar ve etrafınızda milyonlarca insan size bakıyor, gözler sizin üzerinizde, siz buna ne kadar dayanabilirsiniz. İnsanların nazarlarından ve hasetlerinden rahatsız olmayanınız var mı? Çoğunuz şimdi bu durumda, nasıl mı?
                Sokakta veya herhangi bir yere giderken yanınızdan milyonlarca insan geçiyor, size değen gözler oluyor değil mi, hatta rahatsız olduğunuz zamanlar bile yaşadınız. Anlasana kardeşim Rabbim seni korumak istiyor, “Rabbim seni seviyor”, bu cümleyi ilk Âişe ile tanıştığımda kulağıma fısıldamıştı. Bir cümle bu kadar düşündürdü mü bir insanı? Utandıkça utandım. Ellerimi açtığımda bana hissettirdiği o his, demek istiyordu ki “Ben seninleyim, asıl olanı öğrenmen için karşına çıkardım tüm bu olanları.” Biz insanlar yazmayı öğrenmeden okuyamadık değil mi okulda, bu da öyle ramak ramak gelişti. İlk Rabbimi tanıdım ve O’nun yolunda olanları.
                Ya anne bu kadar istemezken ne yapardım? O hani günün tam ışığın gözükmediği vakitler var ya ben o anların bekçisiyim.
                Karanlıktan korkanken güneşte boğulurdum.
                Dışardaki insanların tepkisinden korkar oldum, öyle de duygusaldım ki biri ufak bir şey dese ağlamaklı olurdum. Dilimden değil de kalbimdeki hissin sebebini asla zihnimden çıkarmadım.
                Zamanla tanıdım, yaşadım. Her bir hikayede karşıma çıkıyor ve ben buradayım diyordu. Ben ise koca dünyada aklı ve fikrinin sahibi değil, nefsinin kölesi olmuş insanların ağzından çıkacak iki söze bakıyordum. Dışarıdaki insanların fikrine aldırış edecek kadar değersiz mi kılıyordum kendimi?
                Sana sormak istiyordum, diyelim sana bir hediye verildi ve özene bezene hazırlanmış, sen hediyeyi vereni sevdiğinden mi? Sen bir hediyesin kardeşim, o özene bezene hazırlanılmış ve hiç kimseye benzemeyen birisisin. Söylesene bana güzelliğini herkese gösterecek ve Rabbini terk edecek ne yaptın? Ben söyleyeyim, dışarıdaki aklı, fikri dünyalık olanların iki lafına baktın.
                Zaman su gibi akıp gidiyor ve benden her gün kendimi çalıyordu. O hediyeniz diyelim ki bir çiçek ve gören herkes bir dalını istiyor, siz de veriyorsunuz. O kadar insanlara bırakmışsınız ki, kendinizi artık kendi kendinize bile kalamıyorsunuz. Cidden sen bu kadar güçsüz müsün?
                Nasibe inanırım, bir kız kardeşim yok iken, kan bağımız olmasa da Rabbim bana bir kardeş nasip etti. Hamd olsun beni onunla karşılaştırana. Her şeyiyle bana önek olurdu.
                Bazen insanların bana ne dediklerini çokça kafama taktım, yoldaki çakıl taşlarına bakarak yürüdüm, saçım rüzgarda savruldu. Peki ya imanım, onu kurtarabildim mi? Cevaplayamadım. Sustukça sustum, susmak benim özgürlüğüm oldu.
                Aile ortamım hazır değildi buna. Çevrem istemeyecekti, kınanacaktım belki de. Tek destekçim babam oldu. Ne zaman düşsem, sen güçlü bir kızsın der dururdu. Onu sabah namazlarında bir de yatsı namazında görürdüm. Ağlardım da, hayat imtihan, sen ise o imtihanın güçlü kızısın, arkandayım der giderdi.
                Annem, ben bu konuyu açtığımda, beni susturur, konuyla ilgilenmezdi. Halbuki benim içimde açacak olan bir çiçek vardı. Onu kapatmalarına izin vermedim. Bir ailem var çok şükür. Benim anneme doyma fırsatım olmadı. Onunla büyüdüm ama çoğu doğruları, yanlışları öğrenerek buldum. Tam annemin desteğine ihtiyacım var derken, yürüdüğüm yolda tek başıma kaldım.
                Allah ne büyüktür ki, alamadığım sevgiyi bir yerlerden veriyordu bana. Yakın arkadaşımın annesinin bir sarılması yetiyordu, bana kızım diye seslenmesi bile içimde açan çiçeği suluyordu sanki. Onları tesettürlü, analı kızlı gördükçe içimdeki çiçek büyüdükçe büyüyordu.
                Bir gün arkadaşımla dışarı çıktığımda namaz vaktinde onu mescidin kapısında beklerken sorguladım kendimi. O kadar ihtiyacın varken, sarılmak istediğin Rabbin varken onu böyle kapı ardında bekletecek misin ? derdim.
                Bazen hayatınız doğrulara uymayabilir ama siz hayatınızı doğrulara uydurabilirsiniz. Allah bana o sevgiyi de veriyor, beni belalardan korumak istiyorken, ben tesettürsüzdüm halen. Aslın ve asrın istediği ama adım atamadığı o merdivenin eşiğindeydim. Dizlerim secdeye vardığında kendimi güvende hissederdim, ağlardım da buradayım derdi sanki, secdeden kalkarken bir tebessüm dokunurdu yüzüme.
                Bir günün sabahı dedim ki, bitti bırakıyorum bu hayatımdaki cesaretsiz kızı, artık zaman geldi geçiyor. Ömür bitmeden, toprağa karışmadan bedenim örtünsün.
                Ben bitti dediysem bitmişti. Gerin dönmezdim, dönemezdim. Peki ya sen kardeşim? Allah ben seni koruyacağım derken, halen neden beklersin, neden üzersin kendini?
                Şu asla yapamam, nasıl öyle dışarı çıkarım dediğim zamanlar geldi aklıma. Sabah olunca dışarı çıkmam gerekti. Örtündüm, içimde bir sevgi, bir mutluluk var anlatamam. O kadar mesudum ki, o halimle aynaya baktıkça kendime gülümsüyorum. Dışarı çıkarken anneme selam verdim. Durup bakmadı bile. O kapıdan adımları ilk dışarı atışım, o kadar heyecanlıydım ki yolları uzattıkça uzattım.
                Bu yola baş koyduğumdan anne yarımında haberi vardı. Bana dedi ki; “Başın dik gez, gururla öptüm kalbinden.” Aklıma geldikçe eğik olan başımı kaldırdım kaldırımların üzerinden. Allah herkesin rızkını da bir yerlerden veriyordu elbet. O eskiden bakışlarıyla rahatsızlık veren insan yoktu. Ayaklarım kaldırım taşlarına takılmıyordu, sanki gideceğim yere varana kadar uçtum. O beni kınar dediğim insanları gözüm görmüyordu bile.
                Anne duası tüm dualardan farklıdır derler ya, ben de bir Musa’yım. Anne duamı, sevgimi başka anneden aldım. Sanki kalpler birleşmiş gibiydi. Hissettiğim o kalkan sanki üzerimdeydi, ben ise etrafa gülüp duruyordum. O içimdeki çiçek her şeye rağmen açmıştı, güneşi selamlıyordu sanki.
                İlk günün bereketi ya, nefsim oynuyordu benimle, halen aklımdan geçiyordu ne derler?
  1. gün anne yarımı görmeye gittim. Dedim Rabbim ne büyüksün, ben sana layık olabildim mi? O bana sırt çevirmedi, tam tersi beni iliklerime kadar sardı. Sen kardeşim rızkın elbet bir gün bir yerden gelecek, doğru yolu seçersen beraber yürüyeceğiz. Bilesin ki, duamda sana da yer var. Sen yeter ki adım at ve tekrar kulağına fısıldarım ki “Rabbim seni seviyor.”
                Bir gün akşam oturmasına dedemler geldi. O kadar korkuyordum ki, odamda tir tir titriyordum. Beni içeri çağırdılar, başörtümü örtüp içeri girdim. Dedem başörtümü elleriyle çıkartırken, tarikatçı mı olacaksın başımıza, dedi. Der demez odama kaçtım.
                Neyden kaçıyordum? Zihni yanlışlarla dolu bir insandan mı yoksa kendimden mi kaçıyordum, olamadığım kendimden. İnsanlara dinimiz yanlış anlatılmıyor aslında. Mesela film izliyorsunuz ama filme yarısından sonra dahil olmuşsunuz. Onun gibi yarıda ve yarım kalmış cümlelerin aslını ve asıl olanı bilmeden ahkam kesiliyor.
                Ağladım sabahın ışıdığı o vakte kadar. Yalnız değildim. Duamı esirgemedim, bu da bir imtihandır dedim, o cesaretsiz kızı koydum kenara.
  1. gün daha da dik yürüdüm, rüzgar bedenime çarptıkça sağlamlaşıyor gibiydim. Annem, ben vazgeçeyim diye midir bilmem ama olumsuz insanların arasına soktu beni. Yine bir sandalyeye oturtulmuştum ve yine etrafımda milyonlarca insan ama bu sefer bakmıyorlardı. Sırtları dönük hakkımda konuşuyorlardı. Beni görmemelerine değil de, onların bu aciz hallerine üzüldüm. Boştu içleri, ne bir şey bildikleri vardı ne de öğrenmek istedikleri.
                Ben mi?
                Ben duamı yaşıyordum o an, tam ağlayacakken, yüzüme bir tebessüm doğuyordu. Her şey bir imtihan ya, ilmek ilmek örmeden bir kıymete binmiyor. Biliyorum sen de başaracaksın. Sen de nasipleneceksin. Kimsen yok mu? Unutma, unutursun, Rabbim sana kol kanat olsun ve eklerim ki “Rabbim seni kendisiyle tamamlasın.”
Selametle…
Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN