İslam

Kim(lik)sizlikten Dünyalık Kokmak…

Hedeflerimiz hayalleri gerçekleştirme yolundaki ilk adımları oluşturur. İnsan zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıkça; karnını doyurup güvenli ortamda bulunup sevilip saygı duyulduktan sonra kendini gerçekleştirme aşamasına geçer. Bu aşamada hayaller kurar ve kurmuş olduğu hayalleri gerçekleştirmek için adım atar. İlk adım hayallerin yolunda bir hedef belirlemektir. Hani hep derler ya rotasız bir gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez diye. Bize de hayallerimizi yönlendirecek bir rota gereklidir. Hedefsiz insan üzeri kapalı bir kuyunun içindedir ve çıkış yolunu bulabilmek için ışığa ihtiyacı vardır. Hedef belirlenip kapak azıcık açıldığı ve içeriye ışık girdiği an çıkışı görür ve o yolda adım atar. Attığı bu adımlar bazen doğru çıkışı sunmaz. Ve sorar kendine yanlış olan neydi; attığım adım mı, gittiğim yol mu, yoksa belirlemiş olduğum hedef mi? Peki ya sizce yanlış olan neydi?

Hani hepimiz duymuşuzdur birilerinden “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusunu. Herkese sorulduğu gibi bana da soruldu bu soru bir zamanlar. Benim bir cevabım yoktu, hiç düşünmemiştim o güne kadar. Hiçbir şey söyleyememiştim soranlara. Sonra benden bir yaş küçük olan kız kardeşime sorduklarında o göğsünü kabartarak “Jandarma olmak istiyorum” demişti. Birkaç gün düşünmüştüm; ben ne olmalıydım, kardeşim nasıl karar vermişti ne olmak istediğine? Ben neye göre karar vermeliydim? Bilmiyordum, cevabını bulamamıştım. Beni rahatsız eden, bu soruyu soranların sayısı ben büyüdükçe arttı ama benim hala bir cevabım yoktu. Zamanla bu sorulara yalan cevaplar verdiğim için yüzüm kızararak bazen sevdiğim bir hocamın mesleğini bazen de hedefimi yüksek tutmalıyım düşüncesiyle pek de doğru olmayan cevaplar verdim. Biraz geç olsa da sonunda bulmuştum ne olmam gerektiği sorusuna nasıl ulaşacağımı. Yaptığım hata Mehmet Atalay hocamızın da dediği gibi “Kim olduğumu bilmeden ne olma çabasına girişmek”ti. Evet kim olduğumu özümsemeden, tam olarak kim olmam gerektiğini bilmeden ne olmaya yoğunlaşmıştım. Yani özneyi bulmadan nesneyi bulmak için çabalamıştım. Özne kaybolmuş nesne diye tanımladığım şey ise belirsizdi.

İşte yapılan ilk hata ne olacağım sorusunun sorulup kim olacağım sorusunun üzerinin kapatılmasıydı. Ne olacağım arayışına geçtik, ne olabilmek için çabaladık gerçek kimliğimiz kayboldu. Soruyor muyuz kendimize “Ben kimim?” diye. Özne sorulmadığı için nesnenin cevabını da yanlış bulmuş, dünyada ahiretim için ne yapabilirim sorusuna yönelememiştik. Soruyor muyuz kendimize bu dünyaya neden geldik diye? Haliyle niçin geldik, nereden geldik, çıkış nereyeydi sorularına yönelemiyoruz.
Maalesef ne olmaya çalışmaktan kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, dönüşümüzün nereye olduğunu sormuyoruz. Peki neyimize güveniyoruz? Para, mal, mülk, servet mi? Dönmeyecek mi zannediyoruz onlar da bir gün çakıl taşına.

Allah bir ayetinde “İnsan hiç düşünmez mi ki daha önce hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmıştık.”. Gerçekten göremiyoruz acizliğimizi hiçbir şey değilken “ol” dedi Yaradan, beden giydirildi, ruh üflendi, kalubela’da verdiğimiz sözle birlikte öldük ve artık dünyadayız. Dünya misafirhanesinde çok fazla şeye ihtiyacımız var ve yaratılmışların hepsi bizim ihtiyaçlarımızı karşılamakta. Bize verilmiş olan isyansız ve itaatle çalışan bu varlıkları fark edip şöyle bir silkinip sormamız gerekmez mi; beni yaratan kim, bunca ikramda bulunan ve bütün varlıkları emrime amade kılan kim, beni bu kadar seven kimdir, doğaya bunca renk cümbüşünü giydiren sanatçı kimdir ve bunca lütfu bana sunana nasıl teşekkür edebilirim? Bu aşamada teslim olup itaat edip kulluğumuzu layıkıyla yerine getirmemiz gerekir. Peki biz ne yaptık? Yaratılmışların farkında mıydık? Sadece var olana baktık, göremedik ki ya da görmek için bakmadık ki görebilelim. Hani Cahit Zarifoğlu’nun şöyle bir sözü var: “Burası dünya ne çok kıymetlendirdik. Oysa tarla idi ekip biçip gidecektik.”. Biz dünya üzerindekileri ekip biçmeyi başaramadık ama dünyaya kendimizi öyle derine ektik ki toprağa doğru derince kök saldık sanki hiç çıkıp gitmeyecekmişçesine. Kökü saldığımız toprağı da kökü de verenin kim olduğunu unuttuk. Tek yaşama sevincimiz dünyalıklarımız oldu. Sanki iki karış kefene sarılıp iki santimlik toprağa girmeyecekmişiz gibi.

Hiç ölmeyecek gibi dünyaya yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış hadisinde de olduğu gibi yaşarken dini değerlerimiz ile dünyada yapmamız gerekenleri orantılamalıyız. Bir kavanoz hikayesini duymayanımız yoktur. O hikayede anlatıldığı gibi yaşarken o nizamı sağlayabilmeli yani kavanoza,tenis toplarını,çakıl taşlarını, kumu ve suyu sırasıyla yerleştirmeliyiz.Tenis topları ibadetlerimiz çakıl taşları,kum ve su dünyada yapmamız gerekenler olsun . Eğer kavanoza önce çakıl taşlarını koysaydık tenis toplarına yer kalmazdı .Aynı şekilde dünyalıkları çok önemsersek ibadetlerimiz için yer kalmaz.Hayallerimizi ve hedeflerimizi belirlerken kim olduğumuzu unutmadan bu nizamı sağlayarak belirlemek ahiretimizi güzelleştirecek ve dünyalık işlerimizinse bir şekilde yerleşmesini sağlayacaktır.

Sen kim olman gerektiğinden şaşma ve nizamı şaşırma. Doğru yol her zaman doğrudur ve bu yoldan gidenler mutlaka olmuştur. Dünyalıklara TAPMA. Ahiretini YAKMA.

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN