İslam

Mabede İsmet; Meryem’e Betül Sıfatı Yakışır…

İnsan özüne kavuşabilmek için bazı yollar seçmeli. Ancak bilinmezlik korkuttuğu için bilindik, gidildik. Kuran’da öğüt verilen yolları tercih etmek en akıl kârı olanı. Biz Al-i İmran’ın yolundan gidelim:
Hanne, İmran’ın karısı, uzun yıllar çocuğu olmamış bir hanım iken bir gün yavrusunu besleyen bir kuş görünce Rabbine bir evlat için duada bulunur. Duasının kabulünde: “Rabbim, karnımdaki çocuğu sadece sana hizmet etmek için adadım. Bunu benden kabul et.” (Al-i İmran 35)
O zamanlar toplum baskısı ve örfi kurallar ile hanımların mabede girmesine sınırlandırmalar getirilmişti. Hanne ise çocuğunun erkek olduğunu düşünerek bu duayı yapmıştı. Ancak doğumdan sonra: “Rabbim! Ben onu kız doğurdum; Halbuki Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. Erkek, kız gibi değildir.Ben onun adını Meryem koydum. Onu ve neslini kovulmuş Şeytan’ın şerrinden sana emanet ediyorum.”(Al-i İmran 30)
Doğru erkek kız gibi değildir. Bir kızdan bir anne, bir anneden bir Hanne olur. Neticede Meryem(a.s) Beyt’ül Makdis’e adanmış oldu. Ve eniştesi olan Zekirya(a.s) himayesine verildi. Zekirya(a.s) onun için mescitte özel bir yer inşa etti. Buraya Zekirya(a.s)’dan başkası giremiyordu (o da Meryem’in(a.s) izni ile girebiliyordu).
Zekirya Meryem’i ziyaret ettiğinde onu sürekli ibadet halinde görüyordu. Yazın yanında kış meyvelerini, kışın yanında yaz meyvelerini buluyordu. Bunu sorduğunda Meryem: “O, Allah tarafındandır. Şüphesiz o dilediğini hesapsız rızıklandırır.”(Al-i İmran 37) Ne güzel bir adettir ki camilerimizin mihraplarında bu harika olayı anlatan ayetler, mabedlerimizin alnına bir taç gibi nakşedilmiştir.
Ve Meryem’e melekler tarafından bir peygamber annesi olacağı müjdeleniyor. Ona diğer kadınlardan farklı olduğu bildiriliyor (Al-i İmran 45-46).
Allah teala Cebrail’i(a.s.) ona güzel bir genç görünümünde yolladı (Meryem 16). Ancak Meryem korkmuş ve ona:
“Senden Rahman olan Allah’a sığınırım bana dokunma!”
“Ben sana erkek çocuk bağışlamak için bir elçiyim…”
“Benim nasıl çocuğum olabilir, hiçbir beşer bana dokunmamışken? Ben iffetsiz de değilim.”
“Biz onu nezdimizden, insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Ezelde böyle takdir etmişizdir.”(Meryem 18-21)
“Nihayet Allah’ın emri gerçekleşti ve Meryem İsa’ya gebe kaldı.”(Meryem 22) “Meryem’i de hatırla. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O, Rabbinin sözlerini tasdik etmişti ve itaatkar olanlardandı.”(Tahrim 12)
Meryem kavminden uzak bir yerde doğumunu gerçekleştirdi ve kavminin yanına ‘Susma orucu’ halinde iken vardı. Çünkü tüm iftiralara inat o susacak onu gerçek himaye eden savunacaktı. Meryem’i aklayan ilahi mucize gerçekleşti ve İsa(a.s.) konuşmaya başladı: “Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı… Bir de anneme hürmetkar kıldı…” (Meryem 30-33)

Peki bu kıssa bize Kuran’da niye anlatıldı? Bize bakan yönü nedir? Birkaç soru ile bunun muhasebesini yapalım;

  1. Ailemiz bizi Allah’a adamamış olabilir fakat biz kendimizi ne kadar Allah’a adadık? Bunu sorgulamalıyız. Hayatımızda dava şuurumuz nedir? Eylemlerimizde ne kadar Hakk’ı gözetiyoruz?
  2. Kuracağımız/kurduğumuz ailede Allah’a adanmış bir nesil yetiştirme gayemiz var mı? Bir Hanne olabilir miyiz?
  3. Kendimizi eğittiğimiz kurumlar camii odaklı mı? Mabed neden bu kadar önemli?
  4. Biz de yüzyıllar öncesindeki kirli bir skolastik düşünce gibi kadını mabede, camiye yakıştıramıyor muyuz? Bir hanımın ahlaki eğitiminin bütün toplumu yükselteceğini unutuyor ve en temiz bilginin verildiği yerlerle hanımların arasına bir duvar koyup mabedin ‘İsmet’ sıfatından onları mahrum mu ediyoruz?
  5. Günahsız bir fanus bulup kendimizi kapatamayız, kabul; ancak kardelen gibi başı eğik, elif gibi dik bir duruşla, günahlarla yanyana iken aramıza, bakışlarımıza perde çekemez miyiz?
  6. Meryem(a.s) gibi tertemiz olmak zor, zor olmasına da, temizlenmek de zor mu? Tevbelerimizin gücüne inanmıyor muyuz?
  7. Tevbe iz bırakmayan bir silgi iken, bize geçmişi hatırlatanlardan rahatsızlık duyuyor ve onlarla mücadele etmekten yoruluyor muyuz?

O zaman sırtınızı Allah’a dayayın, Meryem’in nasıl savunulduğunu hatırlayın…

Kalp ise en değerli mabed, illa iffet illa setretmek gerek.
Çünkü hedeftir bir mabede Meryem olmak;
Bir Meryem temizliğinde son nefesi almak.

Ve son olarak Atalay Hocam’dan:

Sen Hanne olursan doğurduğun Meryem olur. Sen Meryem olursan doyuran Allah olur!

Meryem temizliği ile Rabb’e gitmek isteyenlere selam olsun…

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

4 Yorum

  1. 1

    ”Biz de yüzyıllar öncesindeki kirli bir skolastik düşünce gibi kadını mabede, camiye yakıştıramıyor muyuz? Bir hanımın ahlaki eğitiminin bütün toplumu yükselteceğini unutuyor ve en temiz bilginin verildiği yerlerle hanımların arasına bir duvar koyup mabedin ‘İsmet’ sıfatından onları mahrum mu ediyoruz?” muzdarip olduğum bir konu benim içinde, değindiğiniz için teşekkürler …

    • 2

      Hepimizin derdi; dava ortak olunca aynı oluyor ışte, Rabbim bir gün yollarimizi kesistirirse dertlesmek isterim. Rabbe emanet

  2. 3

    Mabedin gölgesindeki gençlik mabet etrafında büyüyüp, mabedi mesken edinecek gençliği yetiştirecektir. Yani mabedin sıcaklığı ile ısınan kalplerimiz Allah’a Hanne’nin duası ile dönüp Meryemler yetiştirebilmek için çabalayacaktır.İnşallah

  3. 4

BİR YORUM YAZIN