Aile

Modern Düzenin Evlilikte Kadına Biçtiği Rol

Dünyaya gözünü açan her insan, bulunduğu toplumun ve sistemin bir parçası oluyor ve o sistemin işleyişine göre, kendine şekil veriyor. Bunun böyle olması çok normal olurdu; Başıboş bırakılmış olsak ve aklımız olmasa… Oysa ne başımızın içi boş, ne başıboş bırakıldık ne de başıboş yaşayacağız. Bunu akıl eden insan bir yaratıcıya ve onun kurallarına tâbi olacak, dolayısıyla kendisi için bile bilmediği kurallara otomatik programlanacaktır. Ve hayat onun için daha anlamlı huzurlu bir hal alacak. Tabi “İnandık!” demekle imtihan bitmeyeceği için sen sistemde Allah’ın kurallarını savunacaksın, onlar bâtılın kurallarını savunacak; belki bâtılın sesi yüksek çıkacak, ama hiçbir zaman mutlak zafer sahibini değiştiremeyecektir.

Fıtrat temiz kalsın, bozulmasın istiyorsak; Temiz nesilleri yetiştirmek ve o nesilleri yetiştirecek temiz, tâğutun kölesi olmayan “Anneleride yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Çünkü “Kadınlar toplumun yarısıdır. Diğer yarısını da doğururlar. Böylece kadınlar toplumun tamamı gibidir.” İçinde bulunduğumuz dünya düzeni maalesef kadına “Annelik“ten başka her şeyi çok yakıştırıyor ve bunu gözleri kör, akılları kısırlaştırırcasına iyi reklamlıyor. İlk başta bakınca “Kadınsanız Değersiz’siniz”i güzelce, alttan alta zihnine yerleştiriyor. Onu önce eziklik sendromuna sokuyor; ardından da kendini kanıtlama yarışının içine atıyor. Zavallı kurban ise bunu sadece “Kadınsanız Değer’siniz”i hissedebilmek için yapıyor. İstenenler ise gayet basit, aşağılandığı için hep yukarısı, yükseği. Yüksek topuklar, yüksek öğrenimler, yüksek mevkiler, yüksek maaşlar; yükselmek uğruna hiçbir şeyden yüksünmeyen yürekler…

Oysa çok değil bundan bir elli yıl öncesinde kadının tarlada çalışıp, erkeğin kahvehane köşesinde oturmasından dert yanan ve kadınların ağır iş gücü yüzünden evlatlarına zaman ayıramadıklarını savunan güruh büyük bir değişime girdi. “Kadın çalışmalı, kendi ayakları üzerinde durmalı, muhtaç olmamalı, koca eline bakmamalı (anneler ve teyzelerden duyar olduk bu sözü)” demeye başladı. Sanki modern hayatta çalışırken kadının iş gücü azaldı mı? Ya da kadının iş gücünü kullananların sayısı mı arttı?

Çalışan bir anneye sordum geçenlerde:

— Abla nasıl yetişiyorsun?

— Aslına bakarsan yetişemiyorum. Çocuğumu da ben yetiştiremiyorum. Evimde düzeni de ben yerleştirmiyorum.

— Kazandığın maddi kâr ne?

— Aslında o para; temizlik yapmadığım için hizmetliye, yemek yapmadığım için hazır gıdaya, çocuğuma bakmadığım için bakıcıya, sürekli dışarıda olduğum için modanın ele geçirdiği dolabıma gidiyor. Kalanın da bir kısmı, stresi kaldıramadığım için psikoloğa… Evin kredisi bitsin bırakacağım işi zaten.

Güler misin ağlar mısın? Eğitim düzeyi artan kadınlarımıza feminen bir bilinç bulanıklığı, Kur’an’ın fıtratı koruyan kurallarından uzak tutularak yaşatılmakta. Bu nasıl mı oldu?

1) Cahil bir erkek topluluğu oluşturuldu!

Eşlerden özellikle erkek, hanımına kesinlikle zulüm edemez. Zulmü Allah (celle celaluhu) açık ve kesin nasslarla yasaklamıştır. İslam erkeğe, hanımına karşı lalettayin muamelede bulunma genişliğini kesinlikle vermemiştir. Bu ancak İslam’dan nasibini almamış cahilî topluluklarda veya İslam ahlakıyla süslenmemiş ve cahilî âdetlerin tortularını üzerinden atamamış kimselerde olur. Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun! Çünkü siz onları Allah’ın emanetiyle aldınız ve Allah’ın kelimesiyle ırzlarını helal kıldınız..”(Ebu Davud hadis no:1907). İslamdan nasiplenmemiş bir erkek kendini mutlak hakim görmeye başladı ve kadının erkeğe güven duygusu azaldı.

2) Kadına; “Gücün her şeye yeter!” dendi. Her şeyi yönetebileceğine inandı. Evinden çok dışarıda eğitilerek eve dönmesi engellendi!

Ailenin reisi, yöneticisi, idarecisi erkektir. Ailenin toplumun en küçük bireyi olması hasebiyle, toplumun mutlaka bir yöneticisi olması gerektiği gibi, ailenin de bir yöneticisi olması gerekir. Allah’ın kendisine verdiği vasıflar nedeni ile yönetici olmaya en layık olan erkektir. Bunu hem şeriat emretmekte hem de akıl ve fıtrat böyle olmasını gerektirmektedir. Nitekim Allah (subhanehu ve teâlâ) şöyle buyurur: Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur.” (Nisa, 34). Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kadını başlarına yönetici olarak geçiren bir topluluk iflah olmayacaktır.” (Buhari hadis no:4425).

Şeriatın, aklın, fıtratın ve gerektirdiği bu hükmü feminizm akımına kapılmış zavallı cahillerden başkası reddetmez. Çünkü yukarıda zikri geçen hadislerde buyurulduğu gibi, hanımına karşı hayırlı ve lütufkâr olması, ona değer vermesi ve onu memnun etmesi manasına gelir; yoksa baskı ve zorbalıkla muamele etmesi manasına gelmez.

“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”(Rum, 21) O halde düşünüp ibret alalım… Evlilik anlayışımız sadece nefsî noktada sığlaştırılamaz. Kurduğumuz, kuracağımız yuvalar bâtıl düzeni yerle yeksan edecek; ümmete umut “İslam emirleri”, “İslam kızları” yetiştirecek kıblegâh evler olmak zorunda.

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

BİR YORUM YAZIN