Aile

Mukaddesâtı İçin Çırpınan Yürekler

Hulâsa, aile hissiyle cümle hissiyat…

Mehmet Akif’in satır basamaklarını süpürürken kirpiklerim; gözüme bir şeyler kaçtı. Bilirsiniz, gözünüzü çok ovalayınca şimşekler çakar birden… Bu kez gözümde değil gönlümde çaktı şimşekler, yeniden hatırladım, yeniden gittim 2013 yılı yazına…

Saat kaçtı bilmiyorum gece yarısına yakındı herhalde gözümü hafifçe araladım, başımı kaldırdım. Kafamın üzerindeki serum şişesinden inen hava kabarcığının damarıma girişini izledim. Başka dillerin de olduğu bir tabelada “Mardin Devlet Hastanesi” yazıyordu. Yaşayarak öğreniyor insan biraz da ve öğrendikleri ile büyüyor yüreği… O gece, geceyi büyütmüştü…

Yaklaşık elli kişilik bir grup ile doğu gezisine çıkmıştık. Son şehrimiz Diyarbakır’dan önce kafiledeki pek çok arkadaşımız rahatsızlanmıştı. Karadenizliler’in bünyesi Doğu’nun acısını kaldıramamıştı. Neticesi az evvel bahsettiğim uyanma hadisesi. O geceyi Mardinli bir kardeşimizin evinde geçirmek için karar aldık.

Müthiş bir ağrı duyuyordum; “Tamam hastalıkta pek çok rahmet eserleri vardı; ecri de yüksekti ama bu gezi de olmasaydı.” diye geçirdim içimden… Çok değil bir saat sonra gösterecekti Rabbim ayetinin tecellisini üzerimde: “Hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)

Eve girmeden önce evin babası ve küçük erkek çocuğu kapıda karşıladı bizi, kapıyı güler yüzlü evin annesi ve ablası açtı. Biz içeri girdikten 15 dk sonra evdeki iki erkek müsaade isteyip evden ayrıldılar, evin yeterince geniş olmasına rağmen bu nezaketleri çok etkilemişti beni… Bir de Türkçeyi çok düzgün, hatta hiç konuşamadığı için cümleleri kısa tutmaya çalışan annenin tavırları.

Mardin yazın acayip sıcak oluyor, evleri de buna göre yapılmış; avlusu uzun ve geniş; yazın insanlar evin içini pek kullanmıyor uyurken bile.. Uyumak ağrılarıma deva olur diye düşünsem de, erişemiyordum gecenin dinlendiren nimetine. Annem olsa elini karnıma koyar, “Ya Şafi” derdi. Ben de elimi karnıma koydum ‘Ya Şafi’ demek için, saniyeler içinde bir el daha hissettim karnımın üzerinde; loş ışıkta bir hanımın dudakları Arapça dualar ile kıpırdıyordu. ‘Annem’ değil belki ama ‘Anne’ idi o. Ve “Mümin müminin aynasıdır, mümin müminin kardeşidir, (ihtiyaç duyduğunda) onun geçimini temin eder, zarardan-ziyandan korur ve arkasından da / gıyabında da elinden geldikçe onu savunur.” (Ebu Davud, Edeb, 49) hadisini iliklerinde yaşayan bir müslümandı.

Çünkü ben şahit olmuştum Rabbim, güneş doğana kadar başımda bekleyişine. Ortak dilimiz olan duaları duyarken kulaklarım, görmüştü gözlerim o annenin gözyaşlarını. Ben o gece o Kürt kardeşlerimin evine sığınmıştım ya, onlar da sana sığınan kullarmış. Ve “Allahü teâlâ hayır murad ettiğine hediye olarak misafir gönderir.” (E.Nuaym) hadisine imanlarını, bana sevgiliden bir armağanmışım gibi davranarak ispatladılar. Misafirperverliklerini de üzerimdeki haklarını da unutamam.

“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;

Fazîlet hissi, insanlarda Allah korkusundandır.”

Yetişmiş olduğum geleneğin de etkisiyle bir ön yargım vardı ve gecenin karanlığında farketmeden kırıldı.Bir kez daha ‘Sadakte!’ dedim; hangi ırktan olursa olsun, bizleri kavuşturacak ve kucaklaştıracak olan Allah, Peygamber ve ahiret inancıdır.

“Sönmez yanan, ihtimâli yoktur,

Sönmek sözünün meâli yoktur…”

Yani yanıp parlayan nurun sönme ihtimali yoktur. Sönmek sözünün burada bir anlamı yoktur. Dağları oyup zindan etseler Allah nurunu söndüremeyecekler. Ve gönüllerde yanan kardeşlik meşalesi mahşere kadar yanmaya devam edecek… ‘Mukaddes’ bildikleri için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmeyen bu insanlar, “Mukaddesatı için çırpınan bu yürekler”, her türlü övgüye layıklar. Ne iyi olmuştu bu hastalık bana; Mardin’i dolaşsam, dünyayı arşınlasam kazanamayacağım bir aile nasip etmişti. Ben gerçek mânâda Kürt kardeşlerimi o gece sevmiştim…

Mardin yüzyıllardır sahip olduğu o ruhu canıma okuyan kâdim şehir. Dokunmuştu pare yârâ… Türkçe, Kürtçe, Süryanice ve Arapçanın birlikte konuşulduğu vatanımın cennet köşesi. Mâbedlerin sokaklardan ziyade gönüllerde olduğu bir yer…

Doğru; Rabbim! Sen bilirsin, biz bilmeyiz… ve Sübhan olan sensin, senin bildirdiklerinden başka biz ne biliriz?…
Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

2 Yorum

  1. 1

BİR YORUM YAZIN