5 Okurlar, Gençlik

Mutsuzluğu Ağırlamak

Yarınların gençliğiyiz her birimiz.
Yarınların birer ebeveynleri, birer bireyleriyiz her yönüyle.

Sonuçta bu yarına yolculukta, her geçen süreçte yeni bir gün ile devam etmekteyiz.

Bazen bu günler bir kara yosunu gibi durgun bir halde(üzüntülü/depresif), bazense hayatının ilkbaharında olan sabinin tükenmez heyecanı(mutluluk) şeklinde karşımıza gelmekte.

Ama hangi şekilde olursa olsun, bu günler bir şekilde bitmekte. Yeni gelen misafir günlere sahiplik etmekteyiz.

Bu yolculukta gelen bilinmez, esrarengiz günleri nasıl misafir edeceğimiz konusu ise, pozitif bir eşantiyonudur bu serüvenin. Çünkü bizler gören, algılayan, hisseden ve hisleriyle hareket eden varlıklarız. Bizler bu bahşedilen duyular/duygularla yaşadığımız âna karşılık veren akıl sahibi yaratıklarız.

Geçmişimizden bir mektup çıkarıp, onunla bütünleşip, yeni gelen mektuplara onunla hitap ederiz.

Ama nedense artık bu yolculukta kolaya kaçma biletini seçmeyi gönlümüz razı gelmekte. Hani o yosunlu günde bir yağmur damlasının bile üstümüzde raks etmesini istemez ve gerekirse yosunluktan feda etmeyi göze alır hale geldik. Ve bununla da yetinmeyip, bir daha o yosunlu günü hatırlamamak için, o misafir günleri kendimizde bir isyan sebebi olarak görmeye başladık. Bu isyan karşısında maddesellikle kurtulmaya çalışmamız ise ayrı bir konu. Anti-depresan ilaç kullanmayı düşünmemeliyiz. Ruhun hissettiğini vücudu zehirleyerek çözemeyiz.

Peki ya o şenlik günlere olan iştahımıza ne demeli. O günlerin misafirperverliğini, prova edermişçesine roller yapmakta üstümüze yok. Ve bu provalarda kullandığımız materyallerin dahi sınırı yok.

Gösterdiğimiz bu hallerin bir de mânevi yönüne değinelim o halde. Yaşıyoruz ve biliyoruz ki en çok Yaradan’a yaklaştığımız günler, o yosunlu günler değil miydi? Kendimize çeki düzen verdiğimiz, ruhsal anlamda radikal kararlar verdiğimiz günler değil miydi? Hani o günleri görmemek için yaptığımız her fiilin anlamlı olduğu zamanlar o misafirlikler değil miydi? E peki bizler bu yolculukta, her geçen günü misafir edenler olarak, bu günlere bir şükran duymamamız bizlere neyi kazandırdı? Herkes -bu serüvene ortak olmuş ve olacak olan herkes- bu soruları belki silik bir şekilde gördü ve görecek. Ve ânı yaşayan bizler hissetmeliyiz, bu soruları. Aksi takdirde, mutluluk getiren günleri bir kurtuluş olarak benimseriz.

Mutluluk getiren o misafirlere bir sözüm yok. Ama asıl mesele bu yolculukta her ne şekilde olursa olsun mutlu olmak zorunda hissetmemeliyiz. Fıtratımız üzere mutsuz olmamız normaldir. Bana sorarsanız bu da bu dünyadaki yolculukta en güzel nimetlerden birisidir. Çünkü her mutsuzluk bir rönesans potansiyeli barındırır. Bir aydınlanma, bir yenilenme aksiyonunu uyandırır kişide.

Bu yolculuğun her bir safhasına düzen sağlayan Rabb’imiz(c.c.) var ve o gönderiyor o misafirleri. Her zaman dediğimiz gibi “Her işte bir hayır vardır”. O zaman her mutsuzlukta da bir hayır vardır diyebilirim ben de.

Son olarak,
Yarına yelken açan yalnızca bizler değiliz, bundan önce biz olmadığımız gibi gelecekte de bizler olmayacağız. Yolculuğa yeni başlayan yeni bir gençlik olacak. Tıpkı şu an büyüklerimizin bir fener misali misafirperverlik anlayışımızı aydınlatması gibi bizler de rehber olacağız Rabb’imizin(c.c.) izniyle.

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN