İslam

“Ne Kadar da Az Şükrediyorsunuz.”

“Andolsun ki, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik. Sizin için orada bir çok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar da az şükrediyorsunuz.” A’raf-10

“De ki: O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” Mülk-23

Yine rastlamıştım ihtiyacım olduğu bir anda bu ayetlere. Gerçekten de “Arzularımız şükrümüzü çoktan geçmedi mi?” diye silkelendim birden.

Bir bir hatırladım Rabbimiz’in bize lütfettiklerini, fakat teşekkürümüzün lütûfları yanında pire kadar kaldığını.

Biri bize küçücük bir iyilik yaptığında yahut hediye verdiğinde, teşekkürümüzün biri bin paraydı. Sevincimizi ya da minnetimizi karşımızdakine bildirmeyip yüz çevirirsek, bir daha aynı samimiyeti bulamayacağımızı biliyorduk. Lakin biz Rabbimiz’e defalarca yüz çevirdiğimiz halde ne nefesimizi, ne de rızkımızı kesiyordu. Ne gözümüz, ne kulağımız, ne de diğer uzuvlarımız görevlerini bize küsüp de ihmal ediyorlardı.

Tüm nimetler bizlere hizmet için yaratılmıştı. Bunu biliyorduk fakat bir çocuğun, annesi sanki her istediğini yapmaya mecburmuş edasıyla şımarması gibi şımarıyorduk Yaradan’a karşı.

Ev mi, daha büyüğü. Araba mı, daha lüksü. Maaş, tabii ki daha yükseği… Bu istekler artarak devam etmezse yerimizde sayıyor, ezik kalıyoruz demekti bu hayatta. Lakin şükrümüz bu isteklerle doğru orantılı olarak artmıyordu maalesef. Allah bize şah damarımızdan da yakındı ama biz ona uzaktık.

Hatta daha kötüsü hiç tanımayanlar, varlığını kabul etmeyenler dahi vardı bu kadar mucizeye ve nimetlere rağmen. Bu ne üzücüydü.

Gencin biri berbere traş olmaya gider ve birden kendini şu muhabbetin içinde bulur:
-Berber: Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum.
-Genç: Peki neden böyle diyorsun?
-Berber: Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acı çekmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum.
Genç bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra genç dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki tıraş olmayalı uzun zaman geçmişti. Genç berberin dükkanına geri döndü ve :
– Biliyor musun, bence berber diye bir şey yok.
-Berber: Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.
-Adam: Hayır, yok. Çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.
-Berber: Hımmm… Berber diye bir şey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?
-Adam: ” Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu da gitmeyenlerin tercihi.

Evet Allah var ve biz ona yaklaşmak için mücadele etmiyoruz. Bencilce, sadece kendimizi dünyalık tatminlere, kazanmaya, başarmaya odaklamış bir şekilde yürüyoruz çoğu zaman. Tırmanarak yükseldiğimizi düşünüyoruz lakin eğilerek dahi yükseldiğimiz tek yer Rabbimizin huzurunda olduğumuz kutlu buluşma ve en büyük şükür anı olan namazdır. Şükrümüzü arttırmamız ve Rabbimizi tanımamız dileğiyle…

 

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN