İslam

Suriyeliler

KUCAĞINDA ÇOCUĞUYLA KOŞAN O BABAYA ÇELME TAKAN MUHABİRDEN BİR FARKIMIZ OLDUĞUNU MU ZANNEDİYORUZ?

Evet, sokakta yürürken bir mülteciye, sığınmacıya çelme takmamış olabiliriz ama;
hiçbir zaman gerçek anlamda onların bizim yardımımıza ihtiyaçları olduğunu kavrayamadık.
Sürekli eleştirici ve yargılayıcı olarak yaklaştık kardeşlerimize.

İki üç parça eskimiş, solmuş kıyafeti verip iyilik yaptığımızı sandık.
Sonra da onların seçme hakkı yok, ne kadar eski de olsa, bunu giymeliler sanıp: ”Ee onlar da bir şey beğenmiyor ki” dedik ve çıktık işin içinden.
İş verdik, iki üç kuruşa saatlerce çalıştırdık, buna dayanamayıp işten çıkan için de: ”İş beğenmiyor, hem ihtiyacı var hem çalışmıyor.” damgasını yapıştırdık.

İş verdik, kardeş gibi değil de köle gibi davrandık.
Veya iş vermeye bile tenezzül etmedik.

Sokakta, tramvayda, okullarda gördüğümüz kardeşlerimize aşağılayan, tiksinen bakışlar fırlattık. Hatta daha da ileri gidip -o, dilimizi anlamadığı halde- ”Neden geldiniz? Biz olsak gelmezdik. Ülkenizde kalıp savaşsaydınız ya!” gibi saçma ve bir o kadar da kibir kokan sözler sarf ettik.

Kadınları evimize temizliğe aldık, saatlerce çalıştırdık, eline iki üç kuruş tutuşturup gönderdik.
Normalde hiç kimsenin dönüp bakmayacağı, ev dediğimiz harabe yerleri, öyle yüksek fiyatlara kiraladık ki kardeşlerimize… Sonra da onlara iyilik yaptığımızı sandık!
Yolda gördüğümüz ”dilencilere (!)” neden çalışmıyorlar da dileniyorlar dedik, yargılayıcı bakışlarla baktık, ama hiçbir zaman:
‘Neden bir insan tüm gün bir köşede oturup da insanlara avuç açar?’ diye sormadık.

Ve belki de tüm bunlardan kaçmak istediği için, daha iyi şartlarda yaşayacağını düşünüp, ölümü dahi umursamadan, kilometrelerce denizleri aşmayı göze alarak botlara binen, kardeşlerimiz için yine tonlarca laf söyledik. Neden gittiklerini sorguladık mesela, sanki burada onlara iyi bir hayat sağlamışız gibi. Her gün Aylan bebek gibi yüzlerce kardeşimizi yitirdik. Ama biz, iki üç gün Aylan için ‘’sosyal medyadan’’ üzüldük, daha doğrusu üzüldüğümüzü gösterdik diğer insanlara. Duyarlıyız ya hani biz!

Biz ne yaptık biliyor musunuz?
Biz bu imtihanı anlayamadık. Biz kardeşlerimize sahip çıkamadık..
Allah’ın bize duyduğu merhametin, zerresinin zerresini, onlara gösteremedik.

Peygamber Efendimiz (sav) dönemindeki ensar-muhacir kardeşliğinin neresindeyiz, hiç düşündük mü? Onlar iki evi varsa, birini; iki işi varsa, birini muhacir kardeşlerine verdiler. Tek evleri varsa evlerini kardeşlerine açtılar. Sofralarındaki her şeyi kardeşleriyle paylaştılar. En önemlisi de neydi biliyor musunuz? Onlar yüreklerini açtılar kardeşlerine. Kardeşliklerini gösterdiler. Hucûrat Suresi 10. ayeti yaşadılar ve yaşattılar. Allah onlardan razı olsun. Allah bize, onları örnek gösterdi fakat biz onların yaptıklarının zerresini bile çok gördük kardeşlerimize.

Çocuklarını, annelerini babalarını, özetle en sevdiklerini gözlerinin önünde kaybettiler. Kimisi şehit çocuğu oldu, kimisi şehit annesi. Biz onların acılarına bile ortak olmayı beceremedik.

Aksine, eşi yanında olan kadınlara yardım etmeyi tercih etmedik. Eşi var çalışsın, baksın dedik. Çocuklarını görmedik bile. Eşlerinin tembelliğinden, çalışmak istemediğinden dem vurup bu işten de elimizi eteğimizi çektik. Evet, çocuklarını görmezden gelerek. Evet, kendi çocuklarımıza her şeyin en iyisini istedik ama kardeşlerimizin çocuklarını, yani aslında bizim çocuklarımızı soğuk evlerde, ekmeksiz sofralarda bir başlarına bıraktık. Yalnız bıraktık onları. Vatanlarını bırakıp, başka bir ülkeye gelen insanların yalnızlığını düşünmedik bile değil mi? Onların da dertleşecek bir kardeşe, ağlayacak bir omuza ihtiyaçları olduğunun farkında bile değildik.. “Allah bize yeter kardeşim, O bizi yalnız bırakmaz, O bize yardım eder” gibi iki üç kelimelik fakat anlamlar yüklü sözlerle, kardeşlerimizin yüreklerine su serpmek aklımızın, kalbimizin ucundan dahi geçmedi..

Her zaman yargıladık, hiçbir zaman empati kurmadık, anlamaya çalışmadık.
Ah vah deyip çıktık işin içinden.
Allah yardım etsin dedik ve kapattık konuyu.
İmtihanda olduğumuzu unuttuk..

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

    Ey bunu yazan insan evladı, sen kendi ülkende bu kadar sığınmacı olduğundan memnunmusun? Bir devlet gereğinden fazla sığınmacı aldığında ülkenin kayıplarını, uğrayacağı zararları, halkın ahlaki ve maddi konumumun ne hale gelebileceğini hayal edebiliyormusun? Ben Gaziantepliyim, Suriyelilerin en çok tahrip ettiği, kavga çıkarttığı, adam öldürdüğü, taciz ve tecavüz ettiği, hırsızlık yaptığı, yağmaladığı yerdeyim. Din iman diyerek Allah’ın iyilik etme sıfatını kullanarak, imtihan diyerek bugüne geldiğimiz konumumuzu hiç düşünüyormusunuz? Araplar müslümanların yüz karasıdır bu zamana kadar da arapların dünya ya bir katkısı olmamıştır, Şu Suriyelileri savunmayı artık bir kenara bırakın, ilk geldiklerinde kandura giyip gezdikleri zamanları biliyoruz, şimdi senden benden açık giyinip kadını erkeği sağda solda yapmadıkları halt yok. Mülteci kamplarında bize muhtaç olmalarına rağmen senin polisine saldıran, senin askerine saldıran yaralayan kimlerdi? Gaziantep’te kaç tane faili mechul cinayet bıraktılar artlarından haberiniz var mı? Çoğu olay tabi medya ya yansımadığı, yansıtılmadığı için bir cacıktan haberiniz olduğu yok. Biz din adamıyız Müslümanız deyip her şeyi heba edip kendi ülkenizi uçuruma sürükleyemezsiniz, bakabildiğiniz kadar bakar, yardım edebildiğiniz kadar yardım edersiniz. Yoksa bugün ki gibi 50 liralık faturaya 100 lira vermeye razı olursunuz. Onlar insanda bizler neyiz, siz kendi insanlarınıza yeterince dini bilgi verip, Allah’ın yolundan nasıl gidileceğini Kur’an ı iyice aktarabildinizmi ki bir de öğüt veriyorsunuz? Araplar hiç bir zaman Türk’ün kardeşi olmamıştır, lütfen bunu o cahil beyninizin bir köşesine kazıyınız.

BİR YORUM YAZIN