Kur’an Atölyesi 13. ve 14. Dersler – Fâtiha Suresi

“Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla...”

“Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, ailesinin ve ashabının üzerine olsun.”

“Fâtiha suresi, hadis-i şeriflerde ‘Kur'an'ın en büyük suresi’ şeklinde tarif edilen ve Kur'an-ı Kerim'in mânâsını bir özet hâlinde ifade eden bir suredir.”

“Fâtiha suresi, bir ‘görüşme’ suresidir. Kul, Rabbi ile bir görüşme hâlindedir ve bu görüşmeye şöyle başlamaktadır:”

2 - Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

“Dünya hayatında, yüksek bir makamla görüşmek istediğimizde, öncelikle makama kabul edildiğimiz için teşekkür ederiz ve karşımızdakinin kim olduğunu ifade eder, onunla hangi özelliklerinden dolayı görüşmek istediğimizi söyleriz: ‘Falanca müdürlük, falanca bakanlık… Sizin şu şu yetkilerinizden dolayı kapınıza geldik’ gibi… Fâtiha suresinde de Allah ile konuşmaya ‘hamd’ ile başlarız. Bizi huzuruna kabul ettiği için O'na hamdederiz ve bir nezâket ortaya koyarak O'nun kim olduğunu söyleriz: Âlemlerin Rabbi…”

“Âlemlerin Rabbi… Herkesin Rabbi… Herkesin içerisinde beni muhatap aldı, beni huzurunda tuttu. Bu bile, hamdetmem için yeterli bir sebeptir.”

“Kişinin hamdedebiliyor olması, hamdedilecek bir Rabbi tanıyor olması, tek başına hamdi mecbur kılan bir hadisedir.”

“Hamdetmek ile methetmek arasında bazı farklar vardır. Medih, karşımızdakinin bize bir faydası dokunduğundan dolayı yapılır. Fakat bu kişi, bizim bir işimizi görmüş ve bize bir fayda sağlamış da olsa, medhe layık olmayabilir. Hamd ise, tam tersine, biz bir fayda görelim veya görmeyelim, sadece karşımızdaki zât hamde layık olduğundan dolayı yapılır. Hamde layık olan yegâne varlık ise Allah Teâlâ'dır.”

“Övgüyle anılmaya, hamdedilmeye layık olan zâtın bu övgüyü hak etmesi için herhangi bir şey yapmasına gerek yoktur. Nimet verse de vermese de, sevinçle de imtihan etse üzüntüyle de imtihan etse, O, sadece O olduğu için, Âlemlerin Rabbi olduğu için hamde layıktır. Şükür ise, birisinin yaptığı iyilikten sonra ona minnettar olmayı, teşekkür etmeyi ifade eder.”

“Kişinin şükrü yerine getirebilmesi için, diliyle şükretmekle birlikte, nimetin cinsinden bir teşekkürle de mukabelede bulunması gerekir. Mesela, Allah Teâlâ bize bir el vermişse, bu elin teşekkürü onu Allah adına kullanmaktır. Eli harama götürmemek, haramın üretilmesinde alet olarak kullandırmamak; hayrın inşasında, imarında ve ihyasında kullanmaktır.”

“Bir çiftçi bir armut ağacı dikmişse, bu ağacın ‘hamd’i armut meyvesini vermesidir. Eğer ki ağaç kendini, armut yerine elma vermeye zorlarsa hamdetmiş sayılmaz. Toprağa ne için dikilmişsen, senden ne bekleniyorsa, yani tohumun neyse, o meyveyi verdiğinde hamdetmiş olursun. Bizim tohumumuz ‘kul’ tohumudur. O hâlde, Allah'a kul olmaz da başkalarına ‘köle’ olursak, yanlış meyveyi vermiş ve hamdimizi yerine getirmemiş oluruz.”

3 - O, Rahmân ve Rahîm’dir.

4 - O, hesap ve ceza gününün tek sahibidir.

“Ahiretin sahibi olan Allah, dünyanın da sahibidir. Dünyanın sahibi Allah değilmiş gibi yaşamak, Allah'a hamdetmekten çok uzak bir davranıştır.”

5 - Rabbimiz! Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım isteriz.

“Mademki Rahmân, Rahîm ve din gününün sahibi olan Allah'tır, o hâlde ben sadece O'na kulluk ederim. Kime ibadet, kulluk ve itaat ediyorsam yardımı da ondan isterim.”

“Kişiyi şirkten arındırıp tevhide getiren bütün cümlelerin bir önsözüdür bu. Şirke düşenler, bu cümleyi söyleyemeyenlerdir, söyleyip de yerine getiremeyenlerdir.”

“Ey yaratılmış olan her şey! Sizden hiçbirinize kul olmayacağım. Hiçbirinize tapmayacağım. Hiçbirinize mutlak anlamda itaat etmeyeceğim. Çünkü ‘kulluk’ ancak Allah'a yapılandır. Şan, şeref, izzet bundadır. Özgürlüğü bunda buluyorum. Bunun dışındaki kulluklar; köleliktir, ezikliktir, alçalmaktır. Ben bu acizliği yaşamak istemiyorum.”

“Bu noktaya kadar Allah'tan bahsetmiş, O'nun hamde layık oluşunu ifade etmiştik. Bu ayette ise Allah ile bizim aramızdaki ilişkiden bahsettik, ancak O'na kulluk edileceğini ve ancak O'ndan yardım isteneceğini söyledik. Şimdi de isteyeceğimizi istiyoruz O'ndan:”

6 - Bizi dosdoğru yola eriştir;

“Biz diyerek, kendimizle birlikte, içerisinde bulunduğumuz topluluk için de hidayeti diliyoruz: Bana yol göster, yollarımı sana çıkar Rabbim! Herkesle, her şeyimle, ailemle birlikte…”

“Hangi yolu istiyoruz? Sırât-ı müstakim. Dosdoğru yol. Öyle bir yol ki, şaşma ve sapma payı sıfır. Bizi hedefe doğrudan, en kestirme yoldan götürebilecek bir yol: İslam yolu…”

“Sırât-ı müstakim üzere olan bir kimse için de bu duaya ihtiyaç vardır. Çünkü sırât-ı müstakim'de gitmek zordur. Giden için en emin yoldur ama bu en emin yoldan insanın kayma ihtimali de mevcuttur. Tren, rayda kaldığı takdirde hedefe varacaktır ama raydan çıkma ihtimali de vardır. Bu yüzden biz de dosdoğru yolda baki olmak, sabitkadem olmak ve o yolda ölmek için dua ediyor, ‘istikamette istikrar’ istiyoruz Rabb'imizden. Günde kırk kere, her Fâtiha okuyuşumuzda istiyoruz.”

“O günkü Müslümanlar için imanda sebat etmek zordu, bugün de zor. Belki bizi kızgın kumlara yatırıp üzerimize bir kaya koymuyorlar, bedenimizi yakmıyorlar ama ruhumuzu yakıyorlar. İnkâr etmemiz için, ibâdeti terk etmemiz için, duruşumuzu bozmamız için…”

7 - Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve azıp sapanların yoluna değil.

“Talip olduğumuz yol ki, daha önce bu yolda gidenler hem dünyada hem de ahiret âleminde nimetlere erdirildiler, ödüllendirildiler. Peygamberler, Allah dostları, âlimler… Bütün bunların yoluna; garantili, tescilli, onaylanmış bir yola talibiz: Nebevî yola, Kur’an ve Sünnet yoluna…”

Kur'an Atölyesi

Sohbet Notları (15 Ocak & 12 Mart 2021)

Yorumlar

Henüz hiç yorum yok. İlk yorumu yapmak ister misin?