Taşı Konuşturan Medeniyet

Medeniyetimizde sadece insan konuşmaz. Değil mi ki her varlık kendi lisanıyla Allah’ı zikretmekte, her şey O’nu gösteren bir ayet anlamı içermekte… Örneğin bir İslam mabedindeyseniz eğer, her parça size bir şeyler anlatır. Zira bu medeniyet, taşı konuşturan ve taşla konuşan, sadece taşla değil ahşapla, camla, kilimle, yazıyla velhasıl her şeyle konuşan, onlarla selamlaşan, her bir unsuruna tespih çektiren bir canlılık barındırır.

Mabetlerimizin dış duvarlarını aştığınızda sizleri cennet bahçeleri bekler. Cennet bahçelerinde dolaşır, Havz-ı Kevser’den içer, miraç basamaklarını çıkar ve mabette Kabe Kavseyn’e vasıl olursunuz. Rabbin kulları arasına girer ve yirmi yedi kat sevaba bu birliktelikle ulaşırsınız. (Fecr, 27–30; Buhârî, Ezân, 30; Müslim, Salât, 272.)

Mademki insan nisyanla maluldür ve vahiy bir hatırlatmadır; (Sâd, 49.) âlemin tüm unsurları bu hatırlatmada kendi lisanlarıyla rol alır. Âlemi, Rabbine teslim olmuş kardeşi olarak okuyan mümin, onun bu konuşmasını duymaya gayret sarf eder. Mümin, yağmur tanelerini meleklerin indirdiği, taşların Allah korkusundan yerlerinde duramadığı bir dünyaya nazar etmektedir. (Bakara, 74; Nur, 43.) O, evrene hem nazar etmekte hem de onu fehmetmektedir. Bu düzlemde insan, baktığı kadar değil idrak ettiği kadar kıymet kazanmaktadır. Bundan dolayı medeniyetimizde taşın, ahşabın, camın, yazının, kumaşın, musikinin konuşması, insanın ses telleri ve hücrelerinin dile gelmesi kadar olağan karşılanmıştır.

İslam mabetleri, uzun yüzyıllar boyunca insanı, maddi ve manevi en üst düzey hizmetle karşılamıştır. Tarihimizde ev standartlarının çok ötesinde bir mabet inşası olagelmiştir. Her zanaat ve sanatın zirvesi, mabetlerimizde kendini Rabbe kurban etmiştir. Banilerindeki en iyiyi Rabbe sunma arzusu, halkın birinci sınıf hizmetle mabette tanışması sonucunu doğurmuştur. Havalandırmasından aydınlatmasına, ses sanatlarından taş ve ahşap işlemelerine, iç ve dış avlu peyzajına, pek çok güzellik en üst düzeyde arz-ı endam etmiştir mabetlerimizde. İnşa faaliyetlerindeki ihtişam, ihya faaliyetlerindeki rikkat insanımızı itminana ulaştırmıştır.

Hizmet alanı olarak camiye bakış

Yüz binlerle ifade edilen, kurulum masrafları ve yıllık on binlerce liralık istihdam ve işletme giderleriyle karşımızda duran, seksen iki bin kadar şubesi bulunan ve her gün ülke genelinde ortalama iki caminin inşasıyla devam eden bir gayret… İnşası yanında ihyası için de uğraş sarf etmemiz gereken kutsal mekânlar… İsrafın haram olduğu, bunun en çirkin görüntüsünün ise mabetlerdeki kötü ve yetersiz kullanımdan doğan israflar olduğu bilinci... Üç-dört saatlik ve mihrapla sınırlı görev anlayışlarıyla taşınamayacak olan bir hizmet alanının üyeleri olma hissiyatı… Güzel örnekliklerin ve hayırda çığır açma gayretiyle ilgili nasların motive eden, harekete geçiren gücü… Bu örnekliklerin sadece ülkemiz için değil tüm dünya Müslümanları için taşıdığı anlam… On dört asırlık bir ümmet tecrübesinin yapılandırdığı, kıyamete değin korunduğu müjdelenmiş bir dinin merkez kurumu olan cami…

Dış ve iç avlusuyla, bahçesi için seçilen ağaç türleriyle, şadırvanıyla, gasilhanesiyle, musallasıyla, minaresiyle; iç alanda mihrabı, minberi, kürsüsü, levhaları ve tüm unsurlarıyla bizleri irşat eden İslam mimarisinin tercümanı aslında din görevlilerimiz/gönüllülerimiz olmalıdır. Onların donanımları bu mimari anlatımın cemaate taşınmasında büyük önem taşımaktadır. Din görevlilerimiz camiyi bu anlatılan derinlikte ne kadar tanıyor ve günün muhatabına uygun işletebiliyorsa hizmet o denli başarılı sunulacaktır. Aksi durumda ise cami görevlimizin hizmet ettiği mekânı başta levhalarıyla ve her unsuruyla yeterince tanımadığı vakalarda o mabedimiz lal olacak, dilsiz kalacaktır. Mabetlerimiz, hayatın tüm temel değerlerine yönelik mesajlar oluşturulan yerlerdir. Gelin bunlardan bazıları üzerinde tefekkürümüzü yoğunlaştıralım.

Zaman değerlidir

İnanç sularımızda ölüm ve hayatın, O’nun tarafından imtihan için yaratıldığına açılırız. Dünya hayatı, dünü (kâlû belâsı) ve yarını (ahireti) olan bugün olarak tanıtılır bizlere. Zamansızlığa ulaşmak için zamanla sınırlı bir dünyada imtihan takdiridir önümüzde duran. Mademki Hz. Âdem (a.s.)’in ve eşinin aradığı “ebedî mutluluk meyvesi” bu kısa süreli sınanma çekirdeğinin ürünüdür; o hâlde bu çekirdeğin her anı kıymetlidir ve israf edilmemelidir. İsrafın en acımasızı olan “vaktin katli”ne cami “dur” der. Cami, mezarlığı, gasilhanesi ve musalla taşıyla sadece ölüm ve sonrasını hatırlatmaz. Ezanıyla ve namazdaki vakit şartıyla, akıp giden hayatı, beş kez durdurur ve tekrar tekrar sorgulatır zamanın kıymetini ne denli bildiğimizi. Zaman katillerini şu levhalarla durdurur mabetlerimiz: “Kişinin boş işlerle vakit harcamaması onun İslam’ının güzelliğindendir.” (Tirmizî, Zühd, 11.)

Güneş saatleri, rasat mekânları caminin şemsiyesine sığınan unsurlardır. Cami, öğrenilen, öğretilen, iktisaden paylaşılan, pek çok hayrın üretildiği, insanın Rabbine derdini arz ettiği ve kardeşleriyle dertleştiği bir arı kovanıdır. Mümin her saniyesinin Rabbe miraçta bir adım olması gereğini camide öğrenir. Onun dinlenmesi, bir diğer hayra koşmaktan, yani amelini değiştirmekten ibarettir. (İnşirah, 7.) Âlem, zaman içinde zamanın yaratıldığı bir tecelligâhtır. (Rahman, 29.)

Dünya hayatını, ölümü ve sonrasını İslam mimarisinde iç içe görmek mümkündür. Hayatın bütün kareleriyle barışık bu medeniyet, şehrin (hayatın) merkezindeki mabedine kabir âleminin kapısı olan gasilhanesini, musallasını, kabristanını ekleyip komşu yapmış, dünyayı ahiretten fizik mekân olarak da uzak kılmamıştır. Modern insanın ölümle ve ötesiyle yüzleşmeden anlamaya/yaşamaya çalıştığı dünya hayatı, mabedinin ihsas ettiği anlam dünyasından çok uzağa düşmektedir.

Temizlik ve estetik değerlidir

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in güne başlarken ve günü tamamlarken yaptığı amellerin başında misvağına uzanmanın geldiğini unutmamalı din hizmetlimiz. Bu sünnet-i Rasul (s.a.s.)’den sonra inanç havzamızı, şu tavsifle özetlesek yerinde olur kanaatindeyiz: Su medeniyeti. Temizlenmeyi ibadetin hazırlayıcı şartı yapan din… Her türlü temizliği Rabbe yaklaşmakta vesile sayan inanç…

Bu noktada mabetlerimizin iki yönünü tefekkür edebiliriz: Cami bahçelerimiz, duvarlarımız, şadırvanlarımız, tuvaletlerimiz, velhasıl çevreye yönelik vitrinimiz olan alanlar ile icralar (ezan, sala vb.). Cami cemaatimizden çok daha büyük bir kitleye mesaj verdiğimiz bu alanlar ve icralar, ses ve görüntü temizliğinde bizden yüksek hassasiyet beklemektedir. Minarelerimizin yeterince ehliyetli olmayan seslere teslim edilmemesinden, tuvaletlerimizin şekil şartlarına ve standartlarına uygun hâle getirilmesine, bahçemizin peyzajına kadar tüm unsurlar, muhatapların algısında davetkâr olmalıdır.

Cami içi temizlikte yeri gelir deve kuşu yumurtasının örümcek ağına engel unsur olarak kullanılmasına gayret eder ecdat. Dünya hayatından Rasul (s.a.s.)’e sevdirilen şeyler arasında sayılır güzel koku. (Nesâî, İşretu’n-Nisâ, 1.) Ve harcamalarda buna ayrılan yüklü bütçeler lüks sayılmaz tarih boyunca. İmam; sarık, cübbe, giysi ve çorap temizliğinde standart üstü düzeyiyle, sadece namazda cemaatinden bir adım önde olmadığını, temizlik başta olmak üzere her alanda bir adım önde olması gerektiğini bilmelidir.

Tarihimizde mahyalarımızla hem estetik bir şölen oluşturulmuş hem de tüm topluma mesaj verilmiştir. Bugün de geleneksel formlar çok zorlanmadan dış alanlar için geliştirilen ışık, ses, görüntü vb. imkânlardan yararlanılarak vahyin mesajı kitlelere ulaştırılabilir. Bayram ve kandil gibi zaman dilimlerinde mabedin coşkusuna paralel süslemeler noktasında da gecikmiş bir tefekkür borcumuz olduğu unutulmamalıdır.

Estetik görüntü ve mesaj bütünleşmesi anlamında mesajımızın kitlelere karikatür vb. araçlarla aktarımı da denenmelidir. Örneğin güncel formda üretilmiş “Çizgilerle 40 Hadis” benzeri orijinal çalışmaların afişlenmesiyle “cami kültür duvarlarımız” oluşturulabilir. Hakeza büyük mali imkânlarla üretilen etkili bir reklam cümlesinin bulduğu yankının gücünü, hizmet alanımızda da daha etkin kullanabiliriz.

İlk insan mazimiz, son mümin atimizdir. Köklerimizle günü irtibatlayalım.

Köklülük değerlidir

“Sen ‘türedi’ olmadığın gibi asla ‘ebter’ de değilsin.” (Ahkâf, 9; Kevser, 3.) cümleleriyle teselli edilen, bu dinin peygamberidir. Hz. Âdem (a.s.)’le başlayan ve kıyamet ufku olan inanç, yine bu medeniyetin akidesidir. Türedi, kendi tarihini sadece beş on yıl daha geriyle irtibatlandırmak için yoğun gayretler içindedir. Bizlerin inancında, ilk insan mazimiz, son mümin atimiz iken tarihi köklerimizle günü irtibatlayamamak büyük kayıptır. Özellikle tarihî camilerimizde görev yapan din hizmetlilerimizin önünde bu imkân da bulunmaktadır.

Dinî değerlerimizin gönülden gönüle aktarılması ve dinî coşkunun devam ettirilmesinde cami banileri, camileri ihya eden ulema, makam kabirleri gibi ögelerden istifade edilmelidir. Tarihi dinî ufuk insanlar aracılığıyla, metropolün insanı değersizleştiren, sıradanlaştıran etkilerine karşı bir direnç sağlanabilir. Cemaatimize, ibadet ettiği ve bastığı coğrafyanın tarihî derinliği, din ve hizmet büyüklerinin farkındalığı sağlanarak verilmelidir. Bu eğitim, sahiplenme ve yerli olma, ayağını sapasağlam basma bilincini de besleyecektir. Vefa ve kıymet bilme değerleri üzerinden yapılan bu çalışma, nesilleri birbirine bağlayacaktır. Din görevlimiz, bir mahalle kültürü oluşması ve korunmasında caminin gerek yapısal tarihî malzemelerini (restorasyonlarda işlem dışı kalmış olanlar) gerekse taşınabilir tarihî malzemelerini (eski mushaf vb.) cami müzesi/köşesi vb. alanlar oluşturarak sergileyebilir. Cami “cemaat kayıt defterleri” veya “cami web siteleri”nde rahmet-i Rahman’a kavuşmuş cemaatin bilgileri ile insan merkezli mahalle müzesi oluşturulabilir.

Paylaşmak ve insana hizmet değerlidir

Dini en iyi özetleyen kavramlardan biri de kuşkusuz “paylaşmaktır”. Din, sadece varlık anında değil kısıtlı imkânlarda dahi paylaşmayı teşvik eder. Yarım hurmayla, tebessümle ya da yoldan bir engeli kaldırmakla bile olsa… Yeter ki Allah için ve O’nun kullarına yönelik olsun. Sadaka taşıyla gelen mimari geleneği; mahalle gençlerine burs, evlilik öncesi beyaz eşya hediyeleri vb. uygulamalar ile güncelleyebilmeliyiz.

Atalarımızın yaptığı cami merdivenlerinde tutamak olmadığı görülür. Zira her bir karesi ibadeti ve insan ilişkilerini besleyen bu fikriyatta; ihtiyarın koluna bir gencin girmesi, sakatın elinden bir müminin tutması öngörülmüştür. Bu unutulan ya da atlanan bir mimari öge değil, ihsasta bulunan bir tercihtir. Zira insan, elini bir diğer insanın tutmasından sakınırsa onun elini korkuluk/tutamak tutar. Günlerce eli sıkılmamış, sırtı sıvazlanmamış, oturulup çay içilmemiş ve anlattıkları sabırla dinlenmemiş bir yaşlı cemaatimiz için aslında cami, namazdan sonra elinin sıkıldığı, tebessümle “Allah kabul etsin”le dualandığı, caminin ocağından bir bardak çayla ikramlandığı ve belki en önemlisi onunla konuşulduğu bir ahbap sığınağıdır. Camilerimiz, maddi paylaşımların (cami hayır depoları vb.) yanında, psikolojik paylaşımların da etkin yaşandığı manevi terapi merkezlerimizdir.

Kıblesiyle ümmet-i Muhammed’e dünya ve ahiret rotası çizen, minaresiyle ilahî mesajı ulaşabileceği en uzak coğrafyaya götüren, mihrabıyla kalabalıkları ümmet hâline getiren, kürsüsü ile akılları doyuran, minberiyle kalpleri dolduran, haziresiyle hayat ve ölümü kardeş kılan… Bunlar ve daha nicelerinin toplamıdır cami.

Ve dahası

Camilerimiz, birkaçına dikkat çekmeye çalıştığımız değer yüklü unsurları ötesinde daha pek çok değerin aktarımında ve hayat bulmasında etkili kurumlarımızdır. Bir ufuk turu olması duasıyla şu satır başları da kaydedilebilir:

Bilgi ve emek değerlidir: Her malzemeye, kendi çağlarının en üst teknolojisi ve sanatını vuran İslam nesillerinin bu gayretleri, yüzyıllar sonrasında bugünün insanına dahi olumlu mesaj vermektedir. Bilgiyle yoğrulmuş emek çağlar ötesi için de bir soluktur.

Çevre değerlidir: Tabiatı kardeş bilen, onu yormayan, ifsat etmeyen, saçıp savurmayan bir çaba... Süleymaniye’yi tasarlarken Erciyes’i model alan bir bakış... Gri tonlarıyla bir dağı anımsatan ve nefes alan yapılar... Ahşabı, taşı, yaşayan malzemesiyle…

İnsan değerlidir: İnsanı kulağıyla, kalbiyle (su, kuş, müezzin, akustik), gözüyle (yeşil, peyzaj, vitray ve mimari estetik), aklıyla (tefsir çalışması ve Buhari hatimleri), sosyal çevresiyle (cemaat bilinci), velhasıl bütün ihtiyaçlarıyla tanımlayan ve doyuran bir merkez olan camilerimiz, insana verilen değerin ebedî tanıklarıdır.

Helva yapmak için lazım olan her şey

Camilerimizin, değerlerimizin benimsenmesinde görev alan ne kadar çok unsuru varmış meğer! Hem değinilmemiş olanları bulmak için hem de zikredilmiş olanlarla daha neler söyleyebiliriz diye bir daha düşünmeye ne dersiniz?

Yazan: Levent UÇKAN
DİYANET AYLIK DERGİ  |  MAYIS 2011  |  SAYI: 245

Dergiden yazıyı orijinal halde okumak için tıklayabilirsiniz.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yok. İlk yorumu yapmak ister misin?