Hızırla Gelen Huzur

Hayalimin duvarına bir pencere açtım Oradan gökyüzünü seyrediyordum. Sevgi ve şefkatle örülmüş bir salıncak, Salıncağı tutan iki bulut. Birbirine mutlulukla bakan, Çarpışsalar şimşek değil Gökkuşağı oluşturacak iki bulut. Ve bir çocuk, Kıskandırır gözlerindeki mavilik gökyüzünü.

LÂL’E

Aynı gökyüzü, aynı yollarda yürümek Nasip borcunun imtihanı Nisyan taşıyan ruhumuz Etten kemikten Harun sıvası Dili suskun ejderhanın önünde Ateşin kokusunu duyduğumuz sahne Nefret duvarlarımızda sloganik cümleler varken bile Aynı laleyi sevmişiz seninle… Makyaj, pamuk

Yüreğimi Koyuyorum

Bilmediğime, gücümün yetmediği rüzgarı Görmediğime, yüzümü kavuran güneşi Duymadığıma, gönlün dilini Sevmediğime, imanın mihengini koyuyorum. Bir tas sudan demirin tadını, Parmak kesiğimdeki ılık kanı, Kırık uçurtmamın çıtasını, Ayağa değen taşın, ecrine koyuyorum. Kesişen yollarda tereddüdümü

Sabah Yolculuğu

Gece ile gündüz arası bir vakitte Her gün bir başka ses der ‘haydi’ diye Önce sıradan geçtik, sır gibi sessizce Temizlenmek amaç bilhassa tazelenmek Ölü gecenin toprağı kalmış dizlerimizde Silkeledik toprağı bak! Ne şık bir

Yola Dair – Kurşunî Denemeler

1. Evet, belki geceye kapanmamak için bütün bu çabalar. Evet, senelerin içime attığı bir haykırış tarzı. Ve uykudan kaçabilmenin belki tek, yegâne uğraşı, bu saatte.             Nihayet elimde ağlayanım, nihayet elimde ağlama duvarım. Ve senden

Doğuştan Dönüşe Bir Yol

Sanki; Gökyüzünden koca bir okyanusun ortasına Düşer gibi doğmuşum hayata. Okyanus ve gökyüzü arası Uzunca bir çizgi. O yükseltinin verdiği hızla Dalmışım denizin derinliklerine. Ardından yapışmış koca nefsim paçalarıma. Nefes alıp yönelmek için dönüşe Çırpınıp

Övgülerim Allah İçin

Din günümün sahibi, kalbimin maliki, Yalnız sana ibadet ederim, sana taparım, Bizi dosdoğru yoluna ilet sana koşarım, Bütün övgülerim âlemlerin Rabbi Allah’adır. Esirgeyen bağışlayan isminle başlarım, Eşi benzeri olmayan Rabbime taparım, İzzet sahibi, her şeye

Bir Adım (,) Geçmiş

Bilir misin? Bizim ince çizgilerimiz vardı. Doğa gerçekten doğadandı. Gökyüzü maviydi, Su ise berrak Ve sudaki saflık Gökyüzündeki maviliktendi. Güneş doğudan doğar, Gece dolunay denize yansırdı. Sonra bir el puntoyu değiştirdi. “Çağ atladık” denildi. Dört

Çile Eri

Herkesin korkup bir kenara çekildiği günlerde kalemiyle, kelamıyla küfür yobazlarının karşısına çıkan mücahid. Yargılandığı Malatya hadisesinde mahkeme heyetine; Allah ve Resulü’nü müdafaa etmek suçsa üç ayaklı sehpayı getirin diyen adanmış adam. Yattığı hapishaneler, okuduğu okul

İnsandan Rüyaya

İnsan ve Hissetmek Hayran olup şükretmek için, uzun uzun tefekkür edebilmek için fazla zahmete gerek yok. İnsanın kendisi bunun için kafidir. İnsan bir derya, kainatın sırrı onda. Şeyh Galib’e kulak verelim: “Hoşça bak zâtına kim

Mizan Kurulduğunda

Devrildikçe yıllar; kızmayı, küsmeyi kesersin, dile getirmek bile angarya olur kırılmışlıkları… Anlarsın Leyla’nın aslını, bir vehimden ibaret olan dünyayı!.. Yalnızlaşırsın, yalnızlaştıkça perdeleri kapatırsın, Yetmeyi öğrenirsin kendi kendine, Bilirsin artık herkesin idrakı ölçüsünde anladığını, yorumladığını hayatı,

Ateşe Sükûn’et’

Haykırmadan hayata bakmam, Sevmeden ayağa kalkmam, Sen sus, korkma savrulmaktan! Dinlesin terennümü cihan, Aldım selameti Hak’tan, Eğilmem, derdim devlet-i vatan, Adım at, sümbülüm solmadan! Düşünme çalış, açacaktır yolu sultan, Eller titriyor, gönüller volkan, Gelecektir haber,

Gönül Bir Yangın Yeri

Ey Gönlüm; Bilirim ‘sen’dedir sırların sırrının anahtarı Peki nedendir bu kadar suskunluğa râm oluşun… Aşk közüyle yanmak dururken bir kadeh meyle sarhoş oluşun… Duymaz mısın ki çırpınışlarımı, çığlıklarımı Bir sesine susamış bedenim Âh’ını bekler…

Karlar da Düşer

Düşen her bir kar tanesi kadardık, Kısacıktı bize biçilen vakit. Güzeldik, Ama eriyecek ve yok olacaktık. Farkına varmalıydık bir an önce! Düşen her bir kar tanesi kadardık. Yalnız hiçtik. Bir olduğumuzda bizdik, Ama bilemedik.

Felah

 Dağların, taşların feryadını duy!  Midemiz bulanıyor diyorlar  Ayağının tozuna kurban olurdum  Şimdi kaldıramıyorum, diyor bu yollar  Küfrü taklide düşen bedenler  Ve idrâktan uzak, mühürlü kalpler  Günahına beni ortak etme, der  Nerde, edep diye soran geceler 

Bir Şehir İstiyorum

Bir şehir istiyorum Gökyüzü masmavi, Yeryüzü yemyeşil, İnsanları mutlu Bir şehir istiyorum Güleryüzlü, yardımsever, Ana kucağı gibi Sımsıcak Bir şehir istiyorum Camilerle dolsun Ezân-ı Muhammedî’yi Bilal okusun. Bir şehir istiyorum Seccadeler yollara serilsin, hayat dursun.

Can Çekişen Ruhum

Neden kurudu göz pınarlarım? Nasıl işgal etti hayatımı sanal fahişeler(!) ? Nasıl başardılar ruhuma ulaşıp Bombalarını yerleştirmeyi? Saklamıştım oysa ki kırk kilitle En kıymetli hazinemi! Derdim varken gözümden döktüğüm yaşlar Neden hor görür Bir başkasının

1915 Ruhunu Özledik!

11:30-15:00 arası Kampüs Camii'nde Çanakkale sergimize bekleriz #1915RuhunuÖzledik A post shared by CÂMİAKADEMİ (@camiakademi) on Mar 18, 2016 at 2:00am PDT #1915RuhunuÖzledik Tarihin en şanlı zaferlerinden biri olan Çanakkale Zaferi’nin 101.yılında yurdun hemen her yerinde

Faiz Haramdır, İslam Hayattır

Şimdi, bir putu evinde yıkıyorum Duyun Müslümanlar, size sesleniyorum İsyan isyan diye haykırıyor bu bina İslam hayattır yazıp, onu susturuyorum! Alın teri namustur; namusunu kirletme Helal sana huzurdur; huzuru gücendirme Az olsun Hakk’tan olsun, fazlasına

İntifada (Ayaklanma)

Ağla! hudutlarını insanların yapay çizgilerinin belirlemediği gönül ülkemin vatandaşı olan kardeşim, Biriktir gözyaşlarını mozaik camdan ve desenli ince küçük bir tüp şişenin içerisinde Terle! uzattığımda sırtına ıslansın elim. Ayağa kalk! bas toprağa öyle sert vur