5 Okurlar, Gençlik

Uzay Çağında Cahiliye

Zaman kendi mefhûmunu bizlere sormaz kardeşim ve sormadığı gibi senden de sormanı beklemez. Senin farketmen lazım gelir, dahası şarttır da. Yüzyıllar süren bir ademoğlu serüveni var karşımızda. İçerisinde ne rüsvalıkların ne zaferlerin olduğu. Ve serüvenin tekerrürü var aynı zamanda. Bu serüveni Aliya İzzetbegoviç şöyle açıyor kendi anlatımıyla: “ Tarih sadece sürekli değişimin değil, aynı zamanda ve devamlı olarak imkânsız ve beklenmeyenlerin gerçekleşmesinin hikâyesidir.“  Evet, imkansız ve beklenmeyen şeylerin vuku bulması, her zaman tarihin şekillenmesinde, hikayenin devam etmesinde birer alettiler, aracıydılar. “Kız çocuklarını kuma canlı canlı gömer vaziyetteyken, şimdi tüm çocukları günahların bir lahza yaşam sürdüğü, cehennem dünyasına, akıllı(!) telefonların, bilgisayarların, internetin rüyasına gömer hale geldik.” Bu cümle sizlere ilk bakışta çok ters gelebilir. Yani neden son halimizi, modern çağa ayak uydurmamızı bu kadar katı, soğuk, iğrenç bir şekilde ithaf ettim diye. O zaman sizlere şöyle diyeyim: Göklere hâkim olduğunu sandığımız uçaklarla övündük. Denizde Poseidon’muşcasına yürüyen kruvazörler, deniz altında yüzen makinalar icat edildi. Topraktan çektiğimiz rahmet taneleriyle insanlar parçalayan bombalarla, daha nice bilimlerle kendi kendimize korku saldık. Yapabildiğimiz şu muntazam(!) yapılarla insanlık tarihine bir kez daha alçaklığımızı kaydettik. Ve dahası, insanoğlu oluşumuzu, fani oluşumuzu nerede olduğunu bilemediğimiz bir kaba saklayıp hani bulunduğumuz Uzay Çağı’nın bilinmez derinliklerine uzay mekiğiyle fırlattık.

Bunları yaptık çünkü yapmamız gerekliydi. Yapılması gerekliydi ki “cahiliye” kelimesinin yalnızca bilimsiz bir dünyada ikamet etmediğini görebilmeliydik. Her daim materyalizmle kavrulan sinemize arada bir idealizm aşıladık. Ama hiçbir zaman “kulluk-izm” i ellerimizden düşmeyen telefonlar gibi, ruhumuzla tutamadık. İronidir işte bu serüvenin sonu. Aliya İzzetbegoviç’ in bahsettiği ateist bir bilim yaydılar dünyaya. Öyle ateist ki; hani çocuklarımızın, kardeşlerimizin, yeğenlerimizin, yani tüm fidan gençliğini bıraktığımız, kıramadığımız oyun dünyası(!) en büyük örnektir. Bu konuyla ilgili geçenlerde araştırırken en çok sevilen, oynananlardan türlerinden birine takıldı gözüm. “RPG: Role playing games” Yani hayali bir karakteri kendi seçimlerinizle oynatıyorsunuz, rol yapıyorsunuz. Oyunda istediğiniz bir şeyi, sadece maddi değerler karşılığında elde ediyorsunuz! Dahası bir seçenek seçtiniz, beğenmediniz mi? Tekrardan geri sarıp, o seçeneği seçebilirsiniz tabii olarak(!). Bu işte oyuncuyu ‘tanrısal”laştıran çok korkunç bir yönü. Kişi bazında düşünürsek bu yönleri karşımıza: Kendine güveni olmayan, isyankâr, sahtekâr, şiddete yatkın bir tablo çıkar önümüze. Dahası bunlar kişinin manevi yönüne aldığı darbelerin yanında hiç kalır. Bu oyunların oynanma çağı ise ayrı bir mesele. Her yaşın kendi kulvarında belirli eksileri ve artıları var. Konuyla ilgili oturulup fıkıh âlimlerince enine boyuna konuşulması gerekli.

Ve bununla büyüyen bir gençlik, bir orman düşünün. Ne kadar sağlıklı olabilecek tartışılır. Bu gibi daha birçok ateist bilimin ürünü modernlik çerçevesinde gördüğümüz cahiliye tohumları var her yerde. Çözüm çok basit. Oyunu sevdirmemek değil. Oyunu Uzay çağından uzak tutmak çocuk için.

Her daim sorunları görmeliyiz, gençliğimiz olarak. Zira yukarıda bahsettiğim örnekteki materyal-izm, ate-izm gibi ideolojileri görmezsek Cemil Meriç’in de dediği: “İdeolojilerin ışığına göz yumanları sloganlar yönetir” cümlesindeki yönetilen bir nesil bizleri bekliyor olacak. Lakin sadece görmek kâfi değildir. Gördüğümüz her sorun için çözüm bulmayı da vazife edinmeliyiz.  

Hz. Yüce Rabb’imiz bizleri uzay çağının cahiliyyesinden korusun .

 

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN