Gençlik

Vurun! Siz Kardeşsiniz!

Kardeşlik bir imtihandır. Büyük bir nimet olduğu gibi aynı zamanda bir imtihandır. En son söyleyeceğimi en başta söylemiş oldum çünkü bu kuralı, yani kardeşlik aynı zamanda bir imtihandır kuralını, bu yazıyı okurken de bitirdikten sonra da, haber izlerken, ders çalışırken, evlenirken hatta namazda saf tutarken aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Hucûrat suresi 10. ayeti hepimiz bir şekilde duymuşuzdur. En azından edebiyatını dinlemişizdir. Nedir Hucûrat sûresinin 10. Ayeti:  “Müminler ancak kardeştirler.” Yani sadece kardeştirler. Başka bir şey olamazlar. Bir insan mümin olduğu iddiasındaysa eğer diğer müslümanlar senin kardeşin olacaklar. Tabii ki teorik olarak bakıldığında “Ne olacak canım kardeşim hepsi, işte!” denilebilir. Bunun edebiyatı da çok güzel bir şekilde yapılır. Dağa, taşa, toprağa kardeş dersin. Ancak bu bir yükümlülük getirir. En ufak bir ayrışmada, fikir uyuşmazlığında, hatta tarla kavgasında bu âyeti ne kadar pratiğe dökebiliyoruz? Kardeş olmak şöyle dursun karşısındakini Ebu Cehil’den sonraki 2 numaralı kâfir ilan ediyor. Durum maalesef böyledir. Bu İslami topluluklar, cemaatler içinde böyle, vatandaşların kişisel meselelerinde de böyledir. Bunu düzeltmedikçe biz Hûcurat sûresini günde 10 defa okusak da pratiğe dökmemiş oluyoruz.

Kûran okuyoruz ama Kûran adamı olamıyoruz.

İslâmın müminler arasında kurduğu kardeşlik sistemi, toplum dinamiklerini düzenleyen, onaran bir yapıya sahiptir. Biz bu bilinçte olduğumuz sürece Hristiyanlardaki gibi mezhep savaşları çıkmaz. Efendimiz böyle buyuruyor. “Hiçbiriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz.” Efendimizin yetiştirdiği, onun idrâkıyla yetişen bir nesil, bir topluluk kardeşini öldürebilir mi, kardeşinin etini yiyebilir mi, ya da bunları yapan İslâm toplumu mudur?

Elbette anlaşmazlıklar olabilir, çıkacaktır da. Biz bir buçuk milyarlık bir aileyiz. Ancak aile fertlerinden kardeşlerden biri, bir hata yaptığı yaptığı zaman nasıl ki insan onu aileden dışarı atamaz. İnsan öz kardeşine: ‘Ben senin gibi düşünmüyorum o zaman sen benim artık kardeşim değilsin.’ diyebilir mi? Aynen öyle de Allah’ın kardeşsiniz dediği, öz kardeşinden daha da kardeş olanlar ne haldeler, ne haldeyiz? Bizim hiçbir ırki, siyasi, ülkesel, mezhepsel kardeşliğimiz yoktur. Müminler ancak kardeştirler. Türk- Kürt kardeştir ya da Doğu Türkistan’da, Filistin’de kardeşlerimiz ölüyor edebiyatı yapmaya gerek yoktur. Senin hayatında görmediğin uzak doğuda çekik gözlü bir adam “lâ ilâhe illallah” dediği an, kardeşsin sen onunla. Ne muhteşem bir olay ve ne zor bir imtihan.

En başa dönecek olursak, bu bizi bağlayan kardeşlik mefhûmu, bir imtihandır. Sabır gerektirir. Korkmayın, Allah sabredenlerle beraberdir! Her şeye rağmen her hataya, her farklılığa rağmen kardeşiz. Bir köy ümmeti değiliz. Bir ırk ümmeti hiç değiliz. Nerede hayat varsa, orada İslam var kardeşimiz var demektir. Ey kardeşlerim! Kardeş olalım. Unutmayalım ki bu kardeşlik mefhûmunu analiz eden şeytan ve avanesi, bunun üzerine, fitne-fesat üzerine çalışacaktır. Modern deyimle şer güçler,emperyal güçler, adı her neyse, şeytana hizmet edenlere fırsat vermeyelim. Sözü Efendiler Efendisi’nin bir hadis-i şerifiyle bitiriyorum:

“Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın 3 günden fazla din kardeşi ile dargın olması helal olmaz.”

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN