Gençlik

Yerle Bir Olmamak İçin

Kalem sırra dokundu, sırsa kaleme…
Sıradan kalemler…
Kalemden sırlar döküldü
Kalemin sırrı büyük.
Kaleme sırlar sığmaz,
Kalem sırlara.
Kalemi yaratan Rabb’e şükürler olsun…

Bir kişi gönül verir ilme ve düşer yollara. Aklına da bir soru takılır. Başlar düşünmeye: Sahabe de düşmüştü yollara ben gibi. Varını yoğunu arkada bırakıp. Acaba ben de onlar gibi olabilir miyim? O kadar değerli midir ki yaptığım?
Derken gecesinde bir rüya görür. Allah Resulü (sav) ve iki sahabe bir arabada. Şoförse rüya sahibi. Bir ara araba uçurumun kenarında kalır. Hemen arabadan atlar iki taş bulayım da Allah Resulü’ne (sav) bir şey olmasın.. Koşar gelir. Geldiğinde gördüğü manzara cevaptır tüm sorulara: İki sahabe inmiş ve başlarını koymuşlar Resulullah’ın (sav) yoluna bir şey olmasın diye. Ve der ki: ‘Biz taş aramaya giderken, onlar baş koydular Resulullah’ın (sav) yoluna.’

Yani bizler çok çabalamak zorundayız. Taşla olmuyor. Başlar lazım bu yollara.
Keşke baş değil taş koymak için bile olsa çabalasak .
Aşık ile mâşuk yürür karlı bir günde,
Yerde tek kişilik iz olur..
Demek ki bastığı yere basabilmek, izinden gidebilmek bu denli önemli.
Hani bir tâbir vardır: Biz Allah yazısının a’sını küçük yazınca tedirgin oluyoruz. Adam Allah yok diyor! İşte bu hesap.
Hasan Basri diyor ya: “Siz sahabeyi görseniz deli derdiniz. Onlar sizi görse bunlar müslüman mı derdi.”
Ey genç sen Rahmet peygamberinin ümmeti,insanlığın özünü açacak hakikat medeniyetinin öncü neferisin!
Unutma Kuran hakikatin sesi, Resulullah’ın nefesidir.

Gelin bir de ilahiyat penceresinden bakalım olaya. Esasında yazmaktan ve konuşmaktan yorulduk bu konuları. Sözüm ona; sözde akademisyen, özde ise ne olduklarını anlayamadığım o kişilere… Kelimelerimiz kadarcık. Yiten her kelimeyle bizde yitiyoruz. Neyi kendimize şiar edindiğimize dikkat etmeliyiz. Ey benim özde uyuyan sözde uyanık kardeşim! Bir bir alıyorlar elinden değerleri. İlk günümde ilahiyat bir başka baktı bana içten içe. Doğrusu hiç beklemediğim bir şaşkınlık içerisinde kalakalmıştım. Hayallerle attık adımımızı kapıdan derin bir nefes eşliğinde. Heyecanımızı gizlemekli bir şekilde. Fakat gördüğümüz manzara ilk tokadımız olmuştu bu koridorlarda ve o an yalnızca oturacak yer arayabildik! Ayaklarımızda karıncalanma, beynimizde bir sıcaklık… Yalnızca ve sessizce bakakaldık.

Ey ilahiyatçı! Nesin sen? Kimsin sen? Bilmez şekilde gelmiştim. Resullah’a (sav) ümmet olmak, olabilmek böyle ise. Efendimin yüzüne bakmaya pek bir yüzümüz yok dedirtecek bir ümmet, Ey müslüman! Resulullah’a saldıracaklar sünnete, tesettüre, namaza el uzatacaklar, dil uzatacaklar değerlerini alt üst edip, seni dayanaksız bırakacaklar derlerdi de inanmazdım. Yarabbi yardım eyle. Dirâyet nasîb eyle şu bedenlerimize.

Bir akademisyen böyle bakar bu olaya!
Ben akademisyenim!
Ben katıksız ilahiyatçıyım!

Bunlar ne demek? İlahiyatçı olmak demek rivayetleri enine boyuna araştırıp işine gelmeyeni silip atmak demek mi? Hisleri öldürüp sünnet-i seniyyeyi söndürmek demek mi?
Bu hadis uydurma, o rivayet sallasan dökülüyor (!)
O konu şöyle bu konu böyle diyerek her şeye şüpheyle bakmak, sorgulamak demek mi?

Bir kişi cemaate yetişmek için hızla şadırvana ilerler. Abdesti farzlarını alır. Bunu gören yaşlı hacı amca:
– Dur oğlum sen ne yapıyorsun öyle olur mu?
Hiddetlenen kişi:
– Ne diyorsun amca sen! İlahiyatçıyım ben!
İşte iliklerimi donduran o cümle: ‘İlahiyatçıyım ben.’

Bu da ne demek?
Sözde ben senden iyi biliyorum amca oyalama beni demek istiyor sanırım ama anlamadığım şey hakiki manada neyi kastettiği. O hadis şöyle bu rivayet böyle der sorgularız. Yaşamaya gelince ise uygulamada sıfırız. Hayırdır bu rahatlık nereden? Bir şeyleri garantilemiş gibiyiz sanki! Merak ettim doğrusu. Amaçlar niyetler rızaî ilahiden sapıyor işin doğrusu. Durum bu. Aslında sünneti yaşamak ve yaşatmak tüm mesele bu.

Hissiz ve duygusuz kangren bir parmak misali kalplerimiz hissiz. Bir hadis okuyorsun. Burada konuşan Allah Resulü (sav). O hevesindan konuşmazdı. Onun (sav) hayatı vahiydi. Peki bizdeki bu rahatlık ve katılık neyin nesi? Ürpermeyen kalpten Rabb’imize sığınırız. Muhammedî olmaktan başka çare yok inanın. Umduğumuzdan ahirette ve dünyada emin olmaya yegane çare Muhammed’e (sav) bende olmaktır.

Mevlana diyor ki:
Aklını cenabı Resulullah’ın(sav) yoluna kurban et!
Sahih bir hadis gelirse aman “sakın ” deme!
Kim Allah Resulüne (sav) itaat etmişse Allah’a (cc) itaat etmiştir.
Dikkat etmek gerek, hem de çok.

Düşen her bir kar tanesi kadardık.
Kısacıktı bize biçilen vakit.
Güzeldik
Ama eriyecek ve yok olacaktık.
Farkına varmalıydık bir an önce
Düşen her bir kar tanesi kadardık
Yalnız ve hiçtik
Bir olduğumuzda bizdik. Ama bilemedik.

Yerle bir olmamak için BİR olmak gerek.
Allah’la (cc) bir olmak
Resulullah’la bir olmak
Sünneti seniyyeyle bir olmak…

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

Bir Yorum

  1. 1

BİR YORUM YAZIN