İslam

Yolun Sonu “Ölüm”

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلاَّ بِإِذْنِ الله كِتَابًا مُّؤَجَّلاً وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
(Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.) (Ali İmran 3/145)

Ölüm ruhun bedenden ayrılma olayıdır. İnsan varlığı için ölüm bir alemden başka bir aleme geçiştir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir. Her canlı için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Canlılar doğar, büyür ve ölürler. Ölüm, müminler için sevgiliye kavuşmadır. Ölüm haktır ve kurtuluş yolu yoktur. İğne deliğine girseniz bile ölüm sizi bulacaktır. Ölüm insanların fermanıdır.

Ruh, dünya hayatına imtihan devresi geçirmek üzere doğum yoluyla gelen insanoğluna anne karnında dört aylık cenin döneminden sonra üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur. Ruhun bedenden ayrılması ile de kabir hayatı başlar. Yaptığı amellere göre de cennet veya cehenneme gönderilir. Yani mevcûdâtın hiçlikten gelip hiçliğe gittiğini iddia eden batılı düşünce, absürdizmi doğurmuştur. İki “hiç” arasında niçin varlıkların bulunduğunu kimse idrak edemeyeceği için, her şeyi “saçma” olarak telakki etmişlerdir. Allah’ı ve ahireti bilmeyen için bu bir saçmalık olabilir. Ama inançsızın bu korkusu kendisini öyle rahatsız eder ki, beynini kemiren bu kahredici düşünceden kurtulmak için çılgınca kaçışlara saplanır, kendince çare arar. Kimisi uyuşturucu maddelere veya alkole başvurur. Bazıları da delice yaşama ve eğlenceye dalarlar. Bazıları daha ileri giderek ölümü ve yaratıcıyı inkar ederek ölüm korkusunu bastırmak ister. Ama nafile, Azrail(a.s)’dan kaçış yoktur. Ölüm bilinmezliği, bizi korkutur ama aslında korkulan şey, ölüme beklenmedik bir şekilde yakalanmak değil; benliğin ve varoluşun yok olmasıdır. Aslında böyle bir şey olmadığını iman edenler bilir. Ama bunu kafirlerin inkar edeceğini önceden bilen yüce yaratıcı Kur’an’da şöyle bildiriyor:”Resulüm! Kafirlerin seni yalanlamalarına şaşırıyorsan, asıl şaşılacak şey onların: ‘Biz toprak olduğumuz zaman yeniden mi yaratılacağız?’ demeleridir. İşte onlar, Rabblerini inkar edenlerdir; işte onlar kıyamet gününde boyunlarında tasmalar bulunanlardır. Ve onlar ateş ehlidir. Onlar, orada ebedi kalacaktır. ” Bu ayette göreceğimiz üzere ölümü ve ahireti inkar edenlerin yeri mutlak cehennem olduğunu ispatlamış olduk.

  Ölümün bir diğer tuhaf tarafı ise; insanlar ne zaman ve nerede öleceğini bilemez. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçiyor: “Kıyametin kopma zamanına ait bilgi şüphesiz Allah nezdindedir. Yağmuru o indirir, rahimlerde olanları o bilir, hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez, hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah(cc) her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Lokman 31/34)

Madem ecel gizlidir. Her vakit ölüm başını kesmek için gelebilir. Ve genç-ihtiyar farkı da yoktur. Biz de gözümüzü dört açıp, güzel amel işleyip, Rabbimiz’in emrettiği şeyleri yapıp ve yaptığımız günahlardan tövbe ederek Allah’a dönelim. Deme zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış ve geçinme derdi ile sarhoştur. Bunları deyip kendini kandırsan da bu gerçekler değişmiyor; ölüm değişmiyor, ayrılık sonsuzluğa kaybolup başkalaşmıyor, insan çaresizliği ve fakirliği değişmiyor hatta ziyadeleşiyor. Ve de insan yolculuğu kesilmiyor. Öyleyse bizim yapacağımız şey ölümü sıkça hatırlamak. Çünkü ölümü hatırlamak demek dünyadan uzaklaşmak demek, ölümü hatırlamak demek günah işlemekten korkmak demektir. Enes(r.a) rivayet edildiğine göre peygamber efendimiz buyuruyor ki: “Ölümü çok hatırlayın, çünkü o günahları temizler ve insanı dünyadan soğutur. ” Ölüm ile ilgili Şedad bin Evs(r.a) der ki: “Mümin için dünya ve ahiretin en korkunç olayı ölümdür.” diye ölümün dehşetini belirtmiştir. Ölümün bir diğer dehşetini Peygamber Efendimiz bizlere bildiriyor: “Eğer hayvanlar ölüm hakkında insanların bildiğini bilselerdi siz hiçbir zaman besili hayvan eti yiyemezdiniz.” Bizler bu dehşetler karşısında sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyanın eğlencesine dalmış gidiyoruz. Acaba sırf bu dünya için mi yaradılmışız ki bütün vaktimizi ona sarfediyoruz? Yok eğer ölümü öldürüp, göçüp gitmeyi dünyadan kaldırabilirsen, acizliği ve fakirliği insanlardan kaldırıp, kabir kapısını kapama çaresi varsa söyle dinleyelim. Yoksa sus! Kâinatın büyük mescidinde (dünya) Kur’an kainatı okuyor, onu dinleyelim, O nûr ile nurlanalım. Ve onun hidayetiyle amel edelim. Evet, söz O’dur. Ve O’na hak derler. Allah’ın sözü haktır ve gerçekleşecektir. Allahu Teâlâ bizi boşuna yaratmamış, bizim bir yaradılış nedenimiz var. Allah’ın yaşamı ve ölümü yaratmasının nedeni şu ayetle açıklayalım:”O hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölüm ve yaşamı takdir edip yaratandır. “(Mülk 67/2) Allah’u Teâlâ en iyi bilendir. İnsanların ölüm anı işledikleri amellerle de ilişkilidir. Ve bir kimsenin ölüm anı, onun ölümden sonraki hayatı hakkında fikir verir. Çünkü Allah’a inanan ve inanmayanın ölüm sırasındaki hali birbirinden çok farklıdır. Müminler ölürken yanlarına melekler gelir: “Korkmayın, üzülmeyin size vaad edilen cennetle sevinin.” diye onlara müjde verir. Allah’ın kendisinden hoşnut olacağını ve kendisini bağışlayacağını duyan mümin son derece mutlu olur. Bir an önce Allah’a kavuşmayı, Allah da ona kavuşmayı ister. Ölmek üzere olan inançsız kimseye de işkence göreceğini hatırlatılır. O da ölümden nefret eder ve Allah’a kavuşmayı istemez; esasen Allah da ona kavuşmayı istemez. Melekler inançsız kimsenin yüzüne ve arkasına vurarak “Tadın bakalım yakıcı azabı.” diye canını alır. İnançsız olarak ölenlerin pis kokusu gök ehlini rahatsız edecek kadar berbattır. Amma velakin her müslüman da imanlı ölmüyor. Yani önemli olan son nefeste şehadet getirmektir. Zaten bu da sadece iyi insanlara nasip olur. Yani bazı insanlar “Biz müslümanız” deyip her günahı ve haramı işlemelerine rağmen cennete gideceklerini düşünüyorlar. Ama Yüce Allah her şeyi bilir ve bunu Kur’an’da bizlere şöyle bildiriyor: “Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyenler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar. “(Casiye 45/21) Vallahi iyi ve kötü bir değil! Herkes amellerine göre yargılanacaktır.

Öyleyse maneviyatına dön! Seni dünyaya bağlayan çok fazla şey olsa da hiç olmazsa bazen benliğinize dönün ve ölümü hatırlayın. Koruyucu meleğinizin sesini duymak için kendinize dönmelisiniz. Kalbinizi, amellerinizi, düşüncelerinizi ve dudaklarınızdan akan sözcüklerinizi temiz tuttuğunuz sürece iyilik ve huzur her zaman yaşamınızı saracaktır. Hiçbir şey için geç değil! Zararın neresinden dönerseniz kârdır. Ölüm meleği olan Azrail(a.s) canınızı almadan siz ölüme hazırlıklı olun.

Mevlana’nın bir sözü vardır: “Ölüm geldiğinde; mal gider, mülk gider, eş gider, dost gider ama iman kabre bizimle beraber girer.” Eğer imanlı ölürsen Rabbin katında seni mükafat bekler. Ey insanoğlu! Gafletten uyan, ölüm vardır ve seni bulacaktır!

Paylaşmak Sünnettir:

İlginizi Çekebilir

BİR YORUM YAZIN