Kur’an Atölyesi 3. Ders – Kalem Suresi (15-44)

 

“Rahmân ve Rahîm Allah’ın Adıyla...”

 “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ailesinin ve ashabının üzerine olsun.”

 

 15 - Ona âyetlerimiz okunduğunda: “Bunlar, öncekilerin masalları!” der, geçer.

 “Müşrikler, Mekke’de kurdukları düzenden bir gelir sağlıyor, menfaat elde ediyor, bu yüzden de düzenin sürüp gitmesini istiyorlardı. Yeni bir düzen teklif eden ve insanları insanca yaşamaya davet eden Peygamber Efendimiz (sav)’e ise ‘Bize masal okuma! Eski köye yeni âdet getirme! Kurulu düzenimizi bozma!’ manasındaki sözler söylüyorlardı.”

 “Bu sözleri söyleyerek vahyin teklif ettiği nizama karşı çıkanlar, her çağda olurlar. Şekilleri, formları, gerekçeleri, mazeretleri değişse de, psikolojileri hep aynı kalır.”

 

16 - Merak etme! Yakında burnunun üzerine cehennemlik damgasını vuracağız!

 “Allah (cc), ayetlerine ‘masal’ diyen adamı, gelecek nesiller için bir masal, bir efsane yapıyor. Onu kötülüğün misali hâline getiriyor. Bundan böyle, zalimlere ‘Ebu Cehil’, ‘Firavun’ denecek.”

 “Kötülük ile etiketlenmek, kötülükle meşhur olmak, ne vahim bir ceza!”

 “Mademki hepimiz kendi hikâyemizi yazıyoruz, güzel hikâyeler yazalım. Yeryüzüne öyle hikâyeler bırakalım ki, bizi duyanlar iyiliği hatırlasın, iyiliği duyanlar da bizi hatırlasın. İyilikle, imanla, güzel ahlakla etiketlenelim.”

 

 BAHÇE SAHİPLERİ:

 17 - Şüphesiz biz, böyle nimetler vermek suretiyle insanları sınıyoruz. Tıpkı bir zamanlar şu bahçe sahiplerini sınayıp belâya uğrattığımız gibi: Hani onlar, sabah olur olmaz bağlarının ürününü toplayacaklarına dâir yemin etmişlerdi.

18 - “Allah dilerse” diyerek bir istisnâ da yapmamışlardı.

 “Bir bahçenin sahibi olan birkaç kardeşten bahsediliyor. Bu kardeşlerden önce bahçenin sahibi olan babaları, burada yetişen ürünlerin bir kısmını ihtiyaç sahiplerine ayırırmış. Bu kısmın da zaten ihtiyaç sahiplerinin hakkı, onların rızkı olduğunu ve bir yıllığına kendisine emanet edildiğini düşünürmüş.”

 “Bizim de malımızın zekât için ayırdığımız kısmı, aslında zaten bize ait değildir. İhtiyaç sahiplerinin hakkıdır, onların rızkıdır. Geçici bir süreliğine bize emanet edilmiştir. Biz de hak sahiplerinin hakkını zekât ile teslim eder ve böylece malımızı temizlemiş oluruz.”

 “Bahçe sahipleri, babalarının yaptığını yapmayıp fakirlere bir şey vermemeye ve mahsullerin tamamını depoya koymaya karar veriyorlar. İçlerinden onlara Allah’ı hatırlatan ve böyle yapmamayı teklif eden bir kardeşe ‘Sen de babamız gibi enayisin(!). Biz malımızı fakirlere falan yedirmeyiz. Onlara Allah versin!’ diyorlar.”

 “Bir plan yapıyorlar, bir karar veriyorlar ama Allah'ın (cc) planından, onun kararından habersizler.”

 

19 - Onlar henüz uykudayken Rabbin katından gelen kuşatıcı bir âfet o bahçeyi sarıverdi.

20 - Sarıverdi de, bahçe tamâmen yanarak simsiyah bir kül yığını hâline dönüverdi.

“Onlar ‘vermeyeceğiz’ diyorlardı. Allah (cc) da bu olayın diliyle onlara ‘Asıl, vermeme hakkı olan benim.’ diyor.”

“Şu soruları kendimize sormalıyız: Benim bahçem neresi? Allah bende hangi bahçeyi kurdu? Bu bahçede hangi tohumu yeşertmek istiyor? Topluma benimle hangi faydayı sağlamak istiyor? Benim toprak yapımda neler var? Yani aklımda, kalbimde, ruhumda, elimde vs. hangi kabiliyetler var? Ve acaba, bekçisi olduğum bahçenin ürünlerini başkalarından kıskanıyor muyum, ‘vermem, vaktim yok, imkânım yok vs.’ diyor muyum?”

“Dar zamanda ‘var’ı saklamak sahtekârlıktır. İnsanların ihtiyaç duyduğu bir malı stoklayıp ihtiyaç artınca yüksek fiyattan satmak, yani ihtikâr/karaborsacılık yapmak, hainliktir.”

 

21 - Sabahleyin, olup bitenden habersiz birbirlerine seslendiler:

22 - “Haydin” dediler, “madem devşireceksiniz, erkenden ekininizin başına gidin!”

23 - Hemen yola koyuldular. Bir yandan da aralarında fısıldaşıyorlardı:

24 - “Aman ha” diyorlardı, “bugün orada fakir makir kimse yanınıza sokulmasın!”

25 - Yoksulları yardımdan mahrum bırakma kararlılığı içinde ve ürünleri toplayacaklarından da emin olarak erkenden çıkıp gittiler.

26 - Ama bağın küle dönmüş hâlini görünce apışıp kaldılar: “Gâliba biz yolumuzu şaşırdık, yanlış yere geldik!” dediler.

27 - Çok geçmeden gerçeği anladılar: “Yoo, doğrusu biz felâkete uğradık, mahsulümüz elden gitti!” diye feryat ettiler.

“Haset varsa hasat yoktur. Malını başkalarından kıskanıyorsan günün sonunda hasat yapamazsın.”

“Malına Allah kilit vursun, malını Allah korusun istiyorsan, Allah’ın sana emanet olarak verdiği hisseyi hak sahiplerine teslim etmelisin.”

 

28 - İçlerinden en akıllı, en insaflı olanı: “Ben size Allah’ı tesbih etmenizi; O’nun kudret ve iradesine ortak olmaya kalkışmamanızı söylememiş miydim” diye uyardı.

29 - Bunun üzerine hatalarında ısrar etmeyip: “Rabbimizi tesbih ederiz. Doğrusu biz kendimize yazık etmişiz” dediler.

30 - Ardından kendilerini ve birbirlerini kınamaya başladılar:

31 - “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz ne azgın kimselermişiz!”

32 - “Umarız ki Rabbimiz bize bu bağın yerine daha iyisini verir. Çünkü biz bundan böyle artık Rabbimize yöneliyor, O’nun hoşnutluğunu arzuluyoruz.”

“Kardeşler şöyle diyorlar: Anladık ki bu bahçe, geçici ve aldatıcı bir bahçeymiş. Ya Rabbî, sen bize yanmayan, bitmeyen, ebedî bir bahçe ver, bize cennetini ver!”

“Kimi insanın ilmi vardır, kiminin serveti, kiminin güzelliği, gücü kuvveti vs. herkesin en az bir bahçesi vardır. Bu geçici bahçeler, geçici imkânlar bizi aldatmamalı, gurura kapılmamıza sebep olmamalıdır. ‘Bana bir şey olmaz, ben şu duruma düşmem, asla şöyle yapmam…’ dedirtmemelidir. Zira, İsmet Özel’in dediği gibi: Allah, insanı iddiasından vurur.”

 

33 - İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

“Siz, vermemek suretiyle insanlara azap etmek istemiştiniz ya, şimdi görün bakalım azap nasıl oluyormuş, insan nasıl mahrum bırakılıyormuş!”

 

34 - Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.

35 - Öyle ya, biz tüm benlikleriyle Allah’a teslim olanları, günaha gömülmüş inkârcı suçlularla bir mi tutacağız?

“Müşrikler: ‘Biz burada zengin ve güçlü olduğumuz gibi, ahirette de böyle olacağız. Allah bizden yana. Bizden yana olmasaydı bu nimetleri vermezdi herhalde.’ diyorlardı. Allah da buna karşılık ‘Yok öyle bir şey! Siz, bu geçici nimetlerle avunursunuz ancak. Ahirette ebedî cennetler, mü’min ve müttakî kullarımın olacak.’ diyor.”

 

36 - Ey zâlimler! Size ne oluyor da, nasıl böyle bir hüküm verebiliyorsunuz?

37 - Yoksa elinizde Allah’tan gelmiş bir kitap var da, bu tür bilgileri oradan mı öğreniyorsunuz?

38 - O kitapta: “Siz neyi nasıl isterseniz, o sizin için öyle olsun!” diye bir şey mi yazılı?

39 - Yoksa, “siz neye hükmederseniz o sizin olur” diye, kıyâmet gününe kadar geçerli olmak üzere size yeminle verilmiş sözümüz mü var?

40 - Sor onlara, bakalım: Böylesi bir iddiayı savunabilecek biri var mı aralarında?

41 - Yoksa güvendikleri ortakları mı var? Eğer iddialarında doğru ve samimi iseler, haydi ortaklarını getirsinler de görelim!

“Allah Rasulü (sav)’e ve mü’minlere zulmeden inkârcılar bir ‘ortaklık sistemi’ kurmuşlardı. Birbirlerine dayanıyorlar, birlikte hareket ediyorlardı. Bugün de dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanlara zulmedenler, muhakkak bir ortaklığa, bir işbirliğine, küresel bir ittifaka dayanırlar. Mesela İsrail, Filistin’e tek başına zulmedemez. Dayandığı güçler, tapındığı putlar vardır. Bunların neler olduklarını iyi kavramalıyız.”

“Kendimize şu soruları soralım: Bu ortaklığa ben de dâhil miyim? Filistinli kardeşime sıkılan kurşunda benim de payım var mı?”

“Dünyadaki zulüm şebekelerine en ufak bir muhabbet beslersek, onlarla ortaklık kurarsak, bu zalimlere karşı gerekli tavrı alamayız. Böyle olunca da, yeryüzünde insanî ve İslamî bir nizam kuramayız.”

 

42 - Gün gelir, işler son derece güçleşir, paçalar tutuşur. Kâfirler secdeye dâvet edilirler, fakat buna güç yetiremezler.

43 - Gözleri korku ve kederden baygın düşer, kendilerini zillet kaplar. Halbuki onlar dünyada sapasağlam iken secdeye çağrılmışlar, fakat bu çağrıya olumlu cevap vermemişlerdi.

“Bu dünyada Allah’a itaat etmeye ve secde etmeye aşina olmayanlar, ahirette de buna güç yetiremeyecekler, kaskatı kesilecekler. Öyleyse bunlara alışmak, aşina olmak lazım.”

 

44 - Rasûlüm! Artık şu Kur’an’ı yalanlayanla beni başbaşa bırak! Yakında biz onları bilemeyecekleri, farkına varamayacakları yerden yavaş yavaş helâke sürükleyeceğiz.

“Yeryüzünün zalimleri, helâke sürüklenip yok olacaklar. Yok sayılanlar ise, var olacaklar.”

 

Kur’an Atölyesi

Sohbet Notları (6 Kasım 2020)

Yorumlar

Henüz hiç yorum yok. İlk yorumu yapmak ister misin?