Kur’an Atölyesi 1. Ders - Alak Suresi

“Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla...”

 

“Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.”

 

“Tefsir derslerimizi surelerin iniş sırasına göre yapacağız inşallah. Böylece, Allah’ın (cc) insanı terbiye etmeye nereden başladığını, İslam toplumunu nasıl bir sırayla inşa ettiğini görmüş olacağız. Allah, İslam’ı insanla buluştururken hangi yolu izlemişse, biz de o yolu izlemeye çalışacağız.”

 

 

1 - Yaratan Rabbinin adıyla oku!

 

‘Oku!’ ile başlayan sure ‘Secde et!’ diye bitiyor. Bu sıralama diyor ki: Önce oku! Varlık âlemini oku, kendi yaratılışındaki harikuladeliği oku, Allah’ın varlığını oku, tefekkür et, anla, idrâk et ve O’na bu şuur ile ibadet ve itaat et.”

 

“Bizler tebliğ ve davet sorumluluğumuzu yerine getirirken de bu usul ve sıraya dikkat etmeliyiz. Bir insana ‘Namaz kıl, ibadet et, şundan uzak dur!’ demeden önce namazı, ibadeti emreden, insanın lehine olmak üzere bazı haramlar koyan Allah’ı okumayı, anlamayı ve idrak etmeyi tavsiye etmeliyiz. Zira, Efendimiz (sav)’e ve onun şahsında müslümanlara emir ve nehiylerin çoğu, zihinsel ve itikadi dönüşümler gerçekleştirildikten sonra Medine döneminde emredilmiştir.”

 

“Yaratan’ı anlamanın yolu, yaratılışı okuyup anlamaktan geçiyor.”

 

“Allah (cc) kendisi için özellikle ‘Yaratan Rab’ diyor çünkü müşriklerin bununla alakalı bir problemleri vardı. Onlar, Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul ediyorlar ama Rab olduğunu kabul etmiyorlardı: ‘Allah, yaratır ama gerisine karışamaz. İnsanı terbiye etme, yetiştirme, yönetme ve ona hükmetme hakkı, yetkisi bizimdir.’ diyorlardı. Bu düşünce tarzı o döneme mahsus bir problem değildir. Bugün de vardır, kıyamete kadar da var olacaktır.”

 

“Vahiy gelmeden önce Efendimiz (sav) ara ara Hira’ya çıkıyor ve oradan şehri ve insanlığın gidişatını okuyordu. Eve dönünce de şehirden Hira’yı okuyor, tefekkür ediyordu. Böylece gönlü ve zihni vahye hazır hâle gelmişti.”

 

İLK VAHİY VE İLK MUHATAP;

“İlk vahyin gelmesi hadisesi üzerine Allah Rasulü (sav), korku, endişe, şaşkınlık ve heyecanla evine döndü ve üstünün örtülmesini istedi. Sakinleştikten sonra başından geçenleri eşine anlattı. Bunun üzerine Hz. Hatice’nin (ra) söylediği şu sözler, bir kadının hayat ortağı eşini nasıl okuduğunu gösteriyor: ‘Hayır, yemin ederim ki, Allah seni asla mahcup etmez. Zira, sen akrabanı görüp gözetirsin, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, fakirlere yardım edersin, misafiri güzel ağırlar ve güzel uğurlarsın, felakete uğrayana yardım edersin.’

 

“Tek cümleyle: Sen duygusuz, duyarsız ve ilgisiz biri değilsin!”

 

“Kendisinden okuması istenen Allah Rasulü (sav), zaten toplumu okumuş bir insandı. Bir cemiyet adamıydı. Onu Hira’ya çıkaran şey de bu toplum sancısıydı.”

 

“Toplumu okuyan insan, rahat uyuyamaz.”

 

“Duyarsız olmak, sağır olmaktan fenadır. Görmezden gelmek de kör olmaktan fenadır.”

 

“Kâinat kitabını akıl, kalp ve ruh beraber okumalıdır.”

 

 

2 - O, insanı rahim duvarına tutunan aşılanmış bir hücreden yarattı.

 

“Birkaç damlalık suyun içindeki milyonlarca sperm hücresinden biriydik. Allah (cc), bizi seçti, çöpe gitmekten kurtardı ve insan olarak yarattı. Kendi yaratılış hikayemizin sadece bu kısmını bile biraz düşünsek, haddimizi biliriz.”

 

“Aşılanmış yumurta, ana rahminde yaşayabilmek için rahim duvarına tutunmalı, orayla bir bağ, bir ‘alaka’ kurmalı ve oradan beslenmelidir. Bu bağ kopacak olursa çocuk ölür. Bu dünyada ise insan, Râhim olan Allah’a bağlanmalı, iman ve İslam duvarına tutunmalıdır. Allah ile bağı kopan insan ruhen, kalben ve aklen ölür. O hâlde ana rahmindeki bebeği korumak için gösterdiğimiz dikkat ve ciddiyeti, Allah ile olan bağımızı korumak için de göstermeliyiz.”

 

 

3 - Oku! Rabbin sonsuz lütuf ve kerem sahibidir.

 

“Allah’ın bizdeki ikramlarını ve O’nun ikram sahibi oluşunu okumalıyız.”

 

“Bizi ‘çöp’ olmaktan kurtarıp kâinatın ‘çip’i hâline getirdi Rabbimiz. Kâinatı bizde sakladı.”

 

 

4 - Kalemle yazmayı öğreten O’dur.

 

“Doğduğumuzda kalem tutmayı ve kelam etmeyi bilmiyorduk. Şimdi neredeyse her işimizi bu ikisi sayesinde görüyoruz. Okuma, yazma ve konuşma, muazzam iki lütuf. Bunun farkında mıyız peki? Konuşmamızdaki ilahi yardımı hiç okuduk mu? Yazarken kendi elimizi okuduk mu hiç?”

 

“Allah, insana bilgiyi kaydetme ve sonraki nesillere aktarma kabiliyeti vermeseydi, bugünkü teknoloji ve imkanlarımız var olabilir miydi?”

 

“Allah bizde saklı. Allah’ı anlamak isteyen insan, kendisine bakmalı, kendisindeki yaratılış harikulâdeliğini okumalı.”

 

 

5 - İnsana bilmediği her şeyi öğreten O’dur. (Alak, 5)

 

“Allah’ın verdiği akıl ve bilgiyle Allah’a meydan okumak ne büyük bahtsızlıktır!”

 

 

6, 7 - Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.

 

“İnsan, kendine verilen ikramları okuyamazsa, ikram sahibi olan Rabbini unutursa, ‘Ben bana yeterim, Allah’a ihtiyacım yok.’ deme gafletine düşebilir ve azgınlaşıp haddini aşar.”

 

8 - Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.

 

“Zorunluluk ile Allah’a dönmeden önce, sorumluluk ile dönmek gerekir. Ölüm ile O’na dönmek zorunda kalmadan önce kendi isteğimizle (nefsimizi ve ondan kaynaklanan kötü duygu ve düşünceleri öldürerek) ona dönmeliyiz.”

 

9,10 - Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?

11,12 - Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidâyet üzere ise; ya da takvayı (Allah’a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa!?

13 - Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!?

14 - O, Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?

15,16 - Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız.

17 - Haydi, taraftarlarını çağırsın.

18 - Biz de zebânileri çağıracağız.

 

Ebu Cehil, bir gün, Efendimiz’in (sav) namaz kıldığını gördü ve oradakilere dedi ki: “Muhammed sizin yanınızda da bu şekilde başını yere koyarak mı ibadet ediyor?” Onlar “Evet” dedikleri zaman şöyle bir tehditte bulundu: “Ben onun bir kez daha bu şekilde ibadet ettiğini görürsem, ensesine basacağım ve onun yüzünü yere sürteceğim.”

 

“Buradaki mücadele, Efendimiz (sav) ile Ebu Cehil arasındaki bir mücadele değildir sadece. Bu tüm zamanların bir mücadelesidir. Her zaman, secde edenler ve onların yok olmasını isteyenler muhakkak var olmuştur, olacaktır.”

 

“Eğer biz gerçek manada secde edersek, birileri ensemize çöker.”

 

“Milyonlarca Müslümanın kıldığı namaz, öğrendiği ilim, yaptığı salih amel vs. dünyadaki zalimleri endişeye düşürmüyorsa burada bir problem var demektir.”

 

Bu tehditten sonra bir gün Peygamberimiz (sav) Kâbe’de namaz kılarken Ebu Cehil, hışımla ve hınçla O’na doğru yaklaşıyor. Tam onun ensesine çökeceği anda irkilerek ve korkarak geri çekiliyor. Etrafındakiler ne olduğunu sorduğunda “Vallahi, derin ve geniş bir ateş çukuru çıktı önüme, biraz daha gitseydim içine düşeceğimi zannettim, dehşete düştüm.” deyip bayılıyor, yere düşüyor. Efendimiz’e (asm) “Ne oldu da bu adam durdu?” diye sorulunca şöyle diyor: “Bir adım daha atsaydı, melekler onu paramparça yapacaktı.”

 

19 - Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş. (*secde ayeti)

 

“Sana zulmedecekler diye onlara itaat etme, onlarla yakınlık kurma. Seni en yakından tanıyan ve seni yaratan Rabbine secde et ve ona yak(ın)laş.”

 

 

Kur’an Atölyesi

Sohbet Notları (9 Ekim 2020)

Yorumlar

  • Sa çok mükemmel alak suresi ile müthiş alaka kurulmuş Allah emeği geçemlerden ve hocamdan ebeden razı olsun bu temel üzerie herbirimizin yüreğinde yürek devleti inşaaedilecetir temennim budur kuran bize ve evlerimizeinerse topluma iner inşaallah

    • Aleyküm selam, amin Allah cümlemizden razı olsun.