Kur’an Atölyesi 6. Ders – Müzzemmil Suresi (10-20)

 “Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla...”

“Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.”


10 - Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl.

“Müşriklerin, zalimlerin, gafillerin ve cahillerin her türlü tahrik ve tazyiklerine karşı Efendimiz (asm)’ın nasıl davranması gerektiğini bildiren bu ayet, bizim için de vazgeçilmez bir esastır.”

“İslam’ı anlama ve anlatma yolunda yürürken bizimle tartışmak, mücadele etmek isteyen insanlar karşımıza çıkabilir. Bizim onlara tatlı dille, nezâketle, zarafetle söz söylememiz ve esenlik dileyerek, selamet ve hidayet dileyerek, güzellikle onlardan ayrılmamız gerekiyor.”

“Muhatap olduğumuz her bir kitle için ayrı ayrı, onların anlayacağı dilden birer ‘selâm ve kelâm’ yanımızda bulunmalı ve bunlarla onların kapılarını tıklatabilmeliyiz. Eğer bunu yapamazsak, kapılarımızı ve kalplerimizi insanlara kapatırsak, onların kapılarını muhakkak başkaları tıklatıyor, kalplerini başkaları çalıyor.”

“Davet ettiğimiz insanlara ‘düşmanlarımız’ olarak değil, ‘cennetimize vesile olacak insanlar’ olarak bakmalı ve onları bir hekim edasıyla, sabır ve merhametle muayene etmeliyiz.”

“İnsanların hayatlarına, algılarına, sözlerine, hâl ve hareketlerine doğru açılardan bakamadığımızda, onların hangi tavrı hangi acıyla, hangi kaygıyla, hangi refleksle sergilediklerini anlayamayız.”

“Sert bir bakışla yumuşak söz söyleyemezsiniz, sert bir sözle de yumuşak bakamazsınız. Dolayısıyla hem gözünüzün hem de sözünüzün bir nezaket ve zarafet sahibi olması gerekiyor.”

“Girdiğiniz bir tartışma eğer nefsânî bir mücadeleye dönüşüyorsa, taraflar zihinlerindekinden ziyade nefislerindekini savunmaya başlıyorsa bunu ferasetinizle fark edeceksiniz ve oradan sessizce, beyefendice/hanımefendice uzaklaşacaksınız. Oradan uzaklaşmış olmanız, sizin yenildiğiniz veya dininizi savunamadığınız anlamına gelmez. Zira o anda cedelleşmeye girseniz, ne söyleyeceğinizi bilemeyecek kadar sinirlenebilir, hem kendinizi hem de davanızı rencide edecek sözler söyleyebilirsiniz.”

“Cebimizdeki paramız nasıl nimetse, içinde barındığımız evimiz nasıl nimetse ‘sözlerimiz’ de nimettir ve emanettir. Klavyemiz, mouse’umuz, parmak uçlarımız vs. hepsi birer emanettir. Bu emanetleri hoyratça kullanamayız. Her birimiz, attığımız her bir mesajdan, her bir tweet’ten, yazdığımız her cümleden, her harften sorumluyuz. Eğer yaptığımız bir paylaşım, söylediğimiz bir söz, birilerinin İslam’a olan sevgisini yitirmesine vesile olursa vebalimiz büyük olur.”


11 - Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.

“Mühlet tanımanın iki yönü vardır:

1-) Bizim mühlet tanımamız: Davet ve tebliğde bulunduğumuz insana bir şeyler anlattıktan, bir doz ilaç verdikten sonra, hemen arkasından bir şeyler daha söylemenin, bir doz ilaç daha vermeye çalışarak muhatabımızı zorlamanın bir anlamı yok. Önce biraz bekleyeceğiz, verdiğimiz ilaç kana karışacak, cana karışacak. Sonra onun nasıl bir tesire yol açtığını görüp ona göre davetimize hangi yolla devam etmemiz gerektiğine karar vereceğiz: Dozu artıracak mıyız, azaltacak mıyız? Veya meseleyi o alanın uzmanı olan başka bir hekime mi devredeceğiz?

2-) Allah’ın mühlet tanıması: Allah (cc), inanmayanları hemen cezalandırmaz, iman etmeleri için onlara bir fırsat tanır. Eğer iman etmeyeceklerse de, uğrayacakları cezaya müstehak olmaları, onu tam anlamıyla hak etmeleri için mühlet verir.”


12, 13 -  Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap vardır.

“Allah (cc), müşriklerin dünyadayken Müslümanlara acı çektirmek için kullandıkları metotları modelleyerek ahirette onları ‘tanıdık’ cezalarla cezalandıracak: Tattırdığınız acıyı tadın. Yaşattıklarınızı fazlasıyla yaşayın.”

“İnsanların dünyada zevkle yaptığı zulümler, ahirette eziyet olarak kendilerine geri dönecek.”


14 - O gün (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner.

“Peygamber Efendimiz (sav)’in ve mü’minlerin üzerine dağ gibi yürüyen, kendilerini ‘yıkılmaz dağlar’ (!) zanneden azgın kalabalığa karşı Allah (cc) âdeta diyor ki: Gözünüzün önündeki şu dağları bile toz duman edeceğim. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz?”


15 - Nasıl Firavun'a bir elçi göndermiş idiysek doğrusu size de, hakkınızda şahitlik edecek bir peygamber gönderdik.

16 - Ama Firavun o peygambere karşı gelmiş, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde muaheze etmiştik.

“O toplumun bildiği tarihî bir hadiseyi örnek veriyor Allah (cc): ‘Musa’yı Firavun’un elinden nasıl kurtardıysam, peygamberim Muhammed Mustafa’ya da öyle sahip çıkarım. Dağ gibi (!) Firavun’u denizin dibine gömdüğüm gibi, sizin dağ gibi hükümranlığınızı, şirk ve küfür düzeninizi de yerle bir ederim.’ mesajını veriyor.”

“Bize de şöyle denmiş oluyor: Ey 21. yüzyılın Musaları! Bugün dünyada kurulu düzenler var ya, dağ gibiler (!) ya hani, onların yıkılmayacağını zannetmeyin sakın. Onlar bizim için ufak işler. Siz mücadelenize devam edin. Ümitsizliğe ve aşağılık hissiyatına kapılmayın.”


17 - Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?

18 - Gökyüzü bile onunla (o günün dehşetiyle) yarılacaktır. Allah'ın vâdi mutlaka yerine gelir.

19 - İşte bu (anlatılanlar), şüphesiz bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.

20 - (Resûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

“Hem mü’minlere ağır gelmemesi için hem de onların daha öncelikli olan mücadelelerine engel olmaması için Allah (cc) teheccüt namazı hususundaki talimatını hafifletiyor.”

“Müslüman’ın, İslam’ı anlama, yaşama ve yaşatma mücadelesinde öncelikle manevî bir eğitim, derunî bir terbiye süreci vardır. Bu süreç belli bir noktaya geldikten sonra, artık o kişinin sabaha kadar nafile namaz kılıp gündüz mücadelesini ihmâl etmeye hakkı yoktur.”

“Mü’min, yaşadığı çağda, kâinatın gidişatını kendine dert edinen insandır.” (Muhammed İkbal)   

“Mesele; gece hayır olarak yaptığını gündüz pazarlamamak, gündüz yaptığını gece hatırlamamaktır.”

 

Kur’an Atölyesi

Sohbet Notları (27 Kasım 2020)

Yorumlar

Henüz hiç yorum yok. İlk yorumu yapmak ister misin?